çocukla yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukla yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2010 Cumartesi

KOLTUĞA ALIŞIYORUZ GALİBA

Havalar birdenbire ısındı. Epeydir Eren'in traş olması gerekiyor, ama olamıyor. Çünkü traş olmak için kımıldamadan oturmak gerekiyor; o da Eren için mümkün olmuyor. Kimbilir berber nasıl traş ettiğini bilmiyordur, O'nun feryatlarını ve çırpınışlarını tahmin ediyoruz. Önlük bile taktırmamış, tüm giysileri kıl dolu. Yine de yaz traşı yapılmış oldu.

Bu pazar günü bir Antalya kaçamağı yaptık. Bakalım Eren arabadaki koltuğunda ne kadar oturacak, bir değişim var mı , deneyelim dedik; Antalya'da deniz mevsimi açılmıştır, belki denize gireriz, olmazsa kumsalda otururuz, Eren de oynar diye düşündük. Arabaya binmeden karar alındı: Ne yaparsa yapsın, istediği kadar çığlık atsın O' nu oyalamaya çalışmayacağız. Herkes normal davranışını sürdürecek. Zaten daha önceki O'nu oyalama deneyimlerimiz hiçbir işe yaramamıştı. Ancak biz hayli yorulmuştuk. Yine de tüm kıyameti koparmasına rağmen; bazen yetti artık indirelim koltuktan diye düşünceler kafamızda uçuşmasına rağmen, koltuğundan yol bitene kadar almamıştık. Bu yolculukta o direncimizin karşılığını aldık sayılır. Daha arabaya binerken itirazları başlayan Eren bu kez hiç sesini çıkarmadı, güzel güzel oturdu, görebildiği kadar çevresindeki arabalara baktı, hatta kendince şarkılar bile söyledi. Hiç sesimizi çıkarmadık, aman ne güzel oturuyor falan diyeceğiz, diyemiyoruz. Her an durumun değişme riski var çünkü. İçimizden sevinerek, dışımızdan susarak Antalya' ya sorunsuz bir şekilde vardık. Dönüşte de aynı şekilde hiç sorun yaşamadık. Arabadan indirirken güzel güzel oturduğu için mutlu olduğumuzu O'na belli ettik.


Antalya çok sıcaktı, kumsaldan on beş- yirmi metre berisi yanarken kumsala inildiğinde hatırı sayılır bir rüzgar vardı. Deniz suyu da soğuktu bizim için. Denize girenler daha çok yabancılardı.

Eren' i zor tuttuk, illa denize gireceğim diyor. Biraz kumsalda oynadı ama gözü denizde kaldı.

26 Eylül 2009 Cumartesi

ÇOCUKLA YOLCULUK VE SÜT

Bayramda Ankara' ya giderken yolculuğumuz geceye denk düştü. Eren için yanımıza birkaç kavanoz yiyecek hazırladık. Birkaç paket de küçük boy sütlerden aldık. Bu sütler kullanım kolaylığı açısından iyi, ama hazır sütlerle ilgili yapılan olumsuz açıklamalar da kafa karıştırıyor.. Neyse yolculuk, hele de gece yolculuğu bir çocuk için tüm düzeninin bozulması anlamına geliyor, bu yolculukda da bu anlaşıldı. Biberonu bıraktırdık, belli saatlerden sonra yiyecek birşey vermeyelim onunda bizimde uykumuz bölünmesin derken, tüm kazanımlarımız bir gecede bozuldu.. Bu yolculukda mecburen bozduğumuz düzenimizle Eren'e yakayı yeniden kaptırdık. Otobüsün hareket saati 00.30 du. Haliyle konuşmalar, çevredeki ışıklar, arabalar ilgisini çektikçe uykusu kaçtı, acıktı. Bizde sabaha kadar uyuyup uyanan Eren' e birşeyler yedirip içirdik. O da buna yeniden ve hemen alıştı, diğer geceler de uyanıp uyanıp içecek birşeyler istemeye başladı. Şimdilerde yeniden düzeni kurmaya çalışıyoruz.

Paket sütleri ve hazır mamayı zaman zaman zorunlu olarak kullandık. Sürekli kullanmamaya dikkat ettik.Yaptığımız kısa ve uzun yolculuklarda çok işimize yaradı. Çocuğun kalsiyum ihtiyacını peynir, kefir, yoğurtla gidermeye çalıştık. Çünkü hazır sütler hakkında kafamız karışıktı. İşte paket sütlerle ilgili bir bilgi:

"

Markettesiniz.Süt içip kemikleri geliştirmek gibi bir inancın peşinde,dolaşıyorsunuz raflarda.O, beyaz sıvının içinde protein, vitamin, bir sürü bakteri, mineral filan olduğunu düşünüyorsunuz.Nasıl söylemeli, bilmem ki?Aramızda kalsın ama, onun içinde artık bir şey yok!İyisi mi bunu size, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Ahmet Aydın söylesin "Süt sağlıklı bir içecekken, raf ömrünü uzatmak için pastörizasyon, yüksek ısı uygulaması (UHT) ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline getiriliyor. Bu işlemlerle sütün içindeki tüm bakterileri öldürülüyor. Pastörizasyon, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engelliyor, sindirim enzimlerini tahrip ediyor, tahripolan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır...".Hadi bunları geçtik bir kalem. Siz o sütü veren ineğin başına gelenlerden haberdar mısınız?İnek inek olmaktan çıkalı çok oldu.Önüne konan her şeyi yiyen. Bol hormon ve antibiyotikle ayakta durabilen, deri kaplı et parçaları onlar.Günde 100 kilo süt(!) veren inek yaptılar.Ne demek biliyor musunuz bu?Market arabasını sürmeye devam.Üzümleri gördünüz mü?Sanki bağdan yeni gelmişler. Dip diri, ip iriler.Nereden geliyor bunlar?Şili'den.Şili mi?Evet!Kaç gündür buradalar?3-5 gün oldu.Düşünün, Şili'nin bir köyünde topluyorlar bunları.Uzun yolculuklar sonunda bize geliyor. Bir süre bizim manavda bekliyor.. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de 3-5 gün daha, bana mısın demiyor.İyi ama, nasıl?Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela:· Dane büyüklüğünü artırır,· Dane ağrılığını artırır,· Dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir,· Tam olgunlaşmada bile daneye parlak sarı yeşil rengini verir,· Güçlü üzüm çöpüne rağmen dane sıkıca sapa bağlı kalır. Bu yüzden yükleme taşıma esnasında danelenme nedeniyle olabilecek kayıplar azalır,· Dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar,· Kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir,· Yüksek kalite ve standart sağlar,· Raf ömrü uzarDaha durun!Petunya ve karnabahar geni konmuş mısırlardan yapılma cipsleri de yiyeceksiniz.Geceleri de bahçenizi denizanası geniyle donatılmış buğdaylarla aydınlatacaksı nız.Diyebilirsiniz ki, "hep olumsuz tarafından bakma, bu gelişmeler olmasa açlığın önüne geçilemez". İyi ama açlığın nedeni gıda üretimindeki yetersizlik değil ki!Tam tersine, bu gün dünyada gıda üretiminde fazlalık var. Öyle ki, tüm üretilen besinleri toplayıp, dünyadaki insan sayısına bölseniz, kişi başına günlük 2 kilo gıda düşüyor.Bu hepimizi besler de, yus yuvarlak bile yapar.Sorun gıda üretiminin yetersizliği değil, aç olanların gıda alacak paralarının olmaması.Ama, daha da vahimi, biz de o süt, domates, üzüm gibi oluyoruz "

Hadi bakalım şimdi ne yapacağız bunları okuyunca?
Açık satılan sütlerle ilgili de birçok sorun var.
İlk elden bulduğumuz süt için kendimizi şanslı mı saymalıyız. Böyle bir olanak olmasaydı ne yapacaktık.
Bilemiyorum