Çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2010 Salı

ÇOCUĞU YÖNLENDİRME


Buralarda hiç bitmeyen soğuk rüzgarların biraz hafiflemesiyle bugün Eren'i göl kenarına götürdük. Eğirdir gölü büyük bir göl. Türkiye' nin ikinci büyük tatlısu gölüymüş. Yedi renkli göl de deniyor. Gün boyunca sürekli renk değiştiriyor, hele bir turkuaz renge bürünüyor ki görmeye değer. Kıyılarında yazın göle giriliyor. Şimdilerde piknik yapmaya başlamış insanlar. Biz de sadece gezinti niyetiyle gittik. Eren rahatça koştursun çimenlerde diye. Gezdi, koşturdu, yerden taşlar alıp fırlattı. Sonra da yorulup kaldırım kenarındaki taşlara oturdu. Bu arada biz de yaptığımız bazı davranışların yanlışlığını gördük:

Eren yerden taş alıp atıyordu. Alırken ve atarken bizden onay almaya çalışıyordu. Hiç düşünmeden " hadi al " veya " atabilirsin" gibi onaylama sözcüklerini kullandığımızı farkettik. Daha şimdiden ne yapıp yapmayacağına biz karar veriyoruz gibi bir durum oluşuyordu. Bunu farkedince bize sorduğunda hiç ses çıkarmadık. Bir müddet sonra kendi kendine alıp atmaya başladı. Bu durum o kadar önemsiz, sıradan bir şey gibi görünse de zamanla başka başka olaylarda da yaşandığında pekişecek, belki de karar alma davranışını etkileyecek diye düşündük. Bu O' nun her davranışına sınırsız karışmama anlamına gelmiyordu tabii. Kendine ya da birşeylere zarar verecek bir durum oluşacaksa elbette anlatılarak müdahele edilecekti.
Eve geldiğimizde TV8'de Doğan Cüceloğlu'nun 'İnsan İnsana' adlı programı vardı, onu izledik. Her hafta pazar günleri saat 10.45'de başlıyor. Çok güzel konular işliyor. Bugün de çocuğa verilecek eğitimin ve sevginin ne kadar önemli olduğu üzerine konuştular. Çocuğa nasihat etmenin hiçbir fayda sağlamadığı, dur-yapma-etme gibi söylemlerin işe yaramadığı ama sabırla verilen sevginin hep olumlu sonuçlar verdiği üzerine sohbet ettiler.. (www.dogancuceloglu.net'den geçmiş programları izleyebilirsiniz.)
Bu değerli insanları dinlemek bize hem keyif veriyor, hem bilgi veriyor ya da bilgilerimizi pekiştiriyor.

Eren için artık her davranışın ve sözün daha çok önem taşıdığı günler geldi. Bu mutlaka bebekliğinden beri önemliydi, ama şimdi daha da çok özen göstermemiz gerektiğini böyle programları her dinleyişimizde ya da eğitimle ilgili her kitabi okuyuşumuzda anlıyoruz.

Şimdi düşünüyorum: Çocuk yetiştirmek ne kadar bilgelik istiyor ve bunu çoğu anne ne kadar geç anlıyor benim gibi.

30 Mart 2010 Salı

KİTAPLAR

Bir kaç gündür Doğan Cüceloğlu' nun ' Keşke ' siz Bir Yaşam için İletişim adlı kitabını okuyorum. Aslında bir günde bile okunabilecek bir kitap. Ama Eren uyuyana kadar okumak mümkün değil. Elimden kitabı alıp kendi kitabını getiriyor ve onu okumamı istiyor. Bu günlerde Sincap Sini nin Kurabiyeleri kitabına takmış durumda. Onca kitabının içinden onu bulup okumamızı istiyor. O yüzden kitap birkaç gündür elimde dolaşıyor. Dili açık ve akıcı. İlgiyle okunuyor, elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Herkesin faydalanabileceği ve kendinden birşeyler bulabileceği bir kitap. Hele çocuk büyütenlerin mutlaka okuması gerekir diye düşünüyorum. Herkes için iletişimin önemini, bilhassa çocuk büyütürken nasıl davranıldığı ve nasıl davranılması gerektiği konularında verdiği örnekler çarpıcı. Ve samimi bir dili var aynı zamanda. Samimi çünkü bilgisini ve yüreğini insanlara açmış. Ne güzel etmiş, insanlarda yararlanıyorlar böylece. Yararlanan insanlara ne mutlu diyorum kendimce. Bir başucu kitabı. Diğer kitaplarını da alıp okumalı ne kadar geç kalmış olsam da kendimce.
Kitaptan örnekler vermek isterdim ama izinsiz alıntı yapılamıyormuş.

Başka kitaplar da var evde. Zaman zaman okuyup kendimizi eğitmeye çalışıyoruz ki çocuğa faydalı olalım, doğru davranalım.

Yararlandığımız kitaplar:

Ana-Baba ve Çocuk- Haluk Yavuzer

Anne-Baba Olma Sanatı- İlkim Öz Tan

Akıllı Bebekler Akademisi - Dr.M.Semih Summak
Dr.A.Elçin Gören Summak

Çocuklarla İletişim - Adele Faber
Elaıne Mazlısh

Montessori Eğitimiyle ilgili kitaplar

Çocuğunuzun İlk 6 Yılı - Haluk Yavuzer

10 Ocak 2010 Pazar

İLK BİLGİNİN ÖNEMİ

Eren gün içinde zaman zaman elimden tutup çekiştire çekiştire beni banyoya götürüyor. Banyoda oturağını gösteriyor, ben de aman ne güzel, çişini söylemeye başladı galiba diye erken bir sevince kapılarak bezini açıp oturtturuyorum. Kolayca oturuyor.Zaten oturmasında bir sorun yok oturuyor ama sadece çişini yapıyor, kakasını yapmaya halen korkuyor sanki.Gün içinde uykudan kalkınca ya da yemek yiyince oturttuğumda çişini yapıyor ama kakasını asla. Tutuyor kapı arkası ya da odanın kuytu bir köşesine yerleşip yapıyor.
Neyse salona getirdiğimiz oturağa oturup yerleşince televizyonu gösterdi aç diye. Bazı günler 15-20 dakika kadar Kanal 1'deki Barney ve Arkadaşlarını seyrediyoruz beraber. O program da eğlenerek öğrenmeye dayalı hareketli bir program. Birgün televizyonda radyo açmaya çalışırken rastladım, baktım ki Eren oldukça keyifle izliyor,o zamandan beri sadece onu izliyoruz. Başka çizgi filmler falan hiç ilgisini çekmedi çünkü. 2 yaşına kadar televizyon izlettirmeyin deniyorsa da arada bir, kısa bir süre kırmızı çizgiyi aşıyoruz.

Oturağına ilk oturttuğum gün televizyonda bu program vardı o saatte tesadüf ve ben de 'Barney'i seyredelim hadi sen de çişini yap' diyerek televizyonu açtım.Şimdi aklına estikçe beni banyoya götürüp oturağını getirtiyor, oturuyor ve televizyonu açmamı bekliyor. Tabii yaptığım bu yanlışı tekrar etmeyip televizyonu açmıyorum O da çiş falan yapmayıp kalkıyor. Diğer zamanlarda da her oturağa oturuşunda televizyonu gösterip açmamızı anlatmaya çalışıyor.
İlk bilginin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamış oluyorum böylece. İlk öğrenilen davranış belleğe bir kaydedildi mi değiştirmek istendiğinde zorlanılıyor.
Bunu daha önce de yaşadık: Eren galiba 6-7 aylık falandı tam anımsamıyorum. Küpleri üst üste koyarak kule yapmışız ve ona yıkmasını göstermişiz.Aylar geçti, hala başka gereçleri üst üste koyarak kule yapılsa ya da üst üste konan bir şeyler görse hemen eliyle deviriyor. Tekrar tekrar ona üst üste koymasını gösterdiğimiz halde, zaman zaman yapsa da yine yapılan kuleleri devirmek ilk işi oluyor. Aman Tanrım ilk bilgi olsun ya da öğrenilen daha başka davranışlar bir kez kaydedildi mi beyne, ömür boyu bu davranışları gösterebiliriz. İşte henüz iki yaşına bile gelmemiş bir çocukta bile dikkatle üstünde durduğumuz halde kule yıkmayı tam olarak değiştiremedik.

10 Aralık 2009 Perşembe

MEDYADAN BİLGİLER

Şimdiye kadar günde iki kez uyuyan Eren, günde bir kez uyumaya başladı. Öğle uykusuna yatıyor artık. Bugün O yatınca ben de televizyonu açtım. Kanal 1 de Anne Olunca Anladım diye bir program var, onu seyrettim.Programın son dakikalarıydı. Program konuğu olan profesör çocukları yetiştirirken anne babaların nasıl davranması gerektiğini anlatıyordu. Çocuklara fazla "aferin" dememeli, davranışları sıfatlarla ifade etmeliydi. Masaya su getiren bir çocuğa aferin yerine 'iyi birşey yaptın' anlamında sıfatlar kullanılmalıydı.
Bir an düşündüm. Çocuk yetiştirmek ne ince bir iş. Bakar mısınız aferin demek bile işe yaramıyor, düşünecek en uygun sözcüğü bulacaksın. Okuyup, araştıracak doğru bilgileri içselleştirip çocuğa ona göre davranacaksın.Bir de çocuğun kendi yapısına uygun olarak bunların ne kadarını, nasıl algılayacağı durumu var.

İşte bu yüzden çocuk yetiştirmek ince, hem de çok ince bir iş...

9 Aralık 2009 Çarşamba

MONTESSORİ EĞİTİMİ



Bu eğitimle ilgili bir kitap almıştık aylar önce. Önsözünden bir kaç cümle:" Çocukların beyinlerinin öğrenmek için programlandığı doğru.Fakat beyin erken yaşta uyarılmazsa, çocuklar potansiyellerini gerçekleştiremezler. Demek ki, okul öncesi dönemde çocuklarımızı iyi eğitmenin sorumluluğunu, olanca ağırlığıyla omuzlarımızda taşıyoruz." Yani çocukluk dönemi. Herşeyin temelinin atıldığı dönem. Bunun farkında olan ve çocuğuna bu dönemde doğru yöntemlerle yaklaşan annelere ve onların çocuklarına ne mutlu. Keşke tüm çocuklar bu eğitimin önerdiği ortam ve olanaklarla büyüse. Dünya ne denli farklı olurdu kimbilir.Hayal etmesi bile güzel.
Bu dönemde neler yapmamız gerektiğini de anlatıyor kitap. Uygun bir ev ortamı, doğru yönlendirme,günlük işlerini kendi başlarına görebilmeye teşvik edecek ortamlar oluşturmak, çocuğu dikkatle izleyip davranışlarımızı onun kişisel ihtiyaçlarına göre belirlemek gibi...
Bizde bu eğitimle ilgili bazı uygulamalar yapıyoruz Eren' e. Oyuncakları ve kitapları için raflı dolap alındı. Oyuncaklarını oynadıktan sonra oraya yerleştirmesini istiyoruz.Genellikle yerleşik oyuncaklarını evin içine fırlatmak daha çok hoşuna gitsede arada bir getirip koyuyor.Bizim raflara yerleştirmemizi izliyor.Daha çok kitaplarını dizmeyi seviyor. Onları da raflara bir diziyor, iki atıyor. İndirip kaldırıyor, atıp koyuyor derken orada bayağı bir zaman geçiriyor.
Bakalım attıklarını, dağıttıklarını ne zaman toplayacak.

4 Aralık 2009 Cuma

"PARMAKTA OYNATILAN" ANNE-BABALAR ÇAĞI

Uzmanlar diyor ki;yeni yetme nesil anne-babalar,çocuğa sınırlarını öğretmekte tutuk davranıyor, özgüven aşılamada abartıya kaçıyor ve net bir ses tonuyla “dur” diyemiyor. Çocuğuna “hayır” diyemeyen, böyle olunca da “parmakta oynatılan” yeni nesil anne-babalar, farkında olmadan yalnızca kendini önemseyen, abartılı özgüven nedeniyle benmerkezci, insani duyarlılıkları zayıf kalacak bir nesil yaratabilirler.
Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir, çocuklarımızı büyütürken yaptığımız “psikolojik hataları” anlattı:
Özgüven her koşulda iyidir. Bu bilgi, 1980 ve 1990’lı yıllarda Amerika ve Avrupa’daki yeni çocuk yetiştirme açılımına psikoloji biliminin katkısı olarak ortaya sürülmüştür. Ancak yıllar, pek çok önemli kuramcının bu konuyu yeniden değerlendirmesine yol açmış, çocuklara özgüven pompalamasının, katkıdan çok zarar getirmeye başlad ğını göstermiştir. Çocuğa “sen çok özelsin, farklısın” mesajlarının sıklıkla gitmesi, erken yaşta aşırı şişen bir “benlik” duygusuna yol açabilir. Çocuğun her davranışını mercek altına almamak, sürekli ona açıklamalar yapmamak; yani hayatta “sürekli ve sadece” onun merkezde olduğu algısını ortadan kaldırmak, özgüvenden bencilliğe gidebilecek yolu kesebilir.
Çocuklara asla kızılmaz Çocukların onurlarını kırmamak, onları ruhsal ve fiziksel olarak korumak sadece anne-babanın değil, hepimizin görevi. Ancak çocuk, kimi zaman net ve sert yönlendirmelere de ihtiyaç duyar. Örneğin; annesine herkesin ortasında tekme atan üç yaşındaki bir çocuğa, sakince “bu yaptığın pek hoş değil” demek yerine, sert ve net bir ses tonu ile “yapma!” denilerek sert ve donuk bir yüz ifadesi ile tepki verilebilir.
Çünkü şiddet göstermesi neredeyse normal karşılanan bir çocuk, bu davranışı artırarak yineleyecektir.
Başkalarının yanında...
Çocuk, bu bilgiyi kullanarak başkalarının yanında dizginlenemez davranışlar sergiler.
Örneğin; başkalarının yanında sürekli gürültü yapan bir çocuğa da sert bir şekilde “hayır” denilebilmelidir.
Başkalarının çocuğuna asla müdahale edilemez:
Eskiden genç annesinin başa çıkmakta zorlandığı bir çocuğu, tatlı sert bir müdahale ile hizaya getiren
“teyzeler” vardı. Günümüzde ise bir kafeteryada ortalığı birbirine katan bir çocuğa çoğunluk,
“başkasının çocuğuna asla müdahale edilmez” düşüncesi ile sessiz kalabiliyor. Oysa görmezden
gelmek, hatta çocuğa gülümsemek yerine; anne-babayı rencide etmeyecek şekilde çocuğa dönerek “anneni çok zor durumda bırakıyorsun ve bağırtınla da hepimizi rahatsız ediyorsun” denilebilir.
Çocuğun her merakı giderilmeli:
Çocuğun her sorusu ayrıntılarıyla cevaplanırsa, düşünceleri ve hayal gücü yetişkin cevapları ile
“sınırsızca” karşılık bulursa; “çevrenin onun sorularına ve konuşmalarına yetişemediği ve bir süre sonra rahatsızlık vermeye başlayan” bir çocuk haline gelebilir. Çocuk, bazı sorularının cevabını kendi hayal gücünden tamamlayabilir. Her şeyı ayrıntısıyla bilmek zorunda değildir. Her sorusunun ayrıntlarıyla yanıtlanması, düşünce hızını ve konuşma miktarını kontrolsüz hale getirebilir.
Aile içi kararlar mutlaka çocuğa da sorulmalıdır:
Bu bilgi de; altı yaşında ancak hafta sonunda nereye gidileceğine karar vermesi istenen, sekiz yaşında
ancak eve alınacak mobilyayı seçen, dört yaşında ancak akşam mönüsü onun seçimine göre düzenlenen çocuklara işaret eder. Demokratikliğin çocuğu da kapsaması demek, aile içindeki önemli her karara çocuğu da katmak demek değildir. Bazı kararları sadece yetişkinler vermelidir. Karar verme sistemine “her zaman” çocuğu da katmak, hatta onu “asıl karar verici” yapmak çocukta yük yaratır.
Yemek yemeyen çocuk...
Bu, sadece pediatrinin değil, kısmen psikolojinin de konusudur. Bir bebeğe abartılı şekilde yemek
yedirilmeye çalışılması, yedi-sekiz yaşlarındaki çocuğun ağzına yemek tıkılması (bu, bağımlılık
açısından riskli bir belirtidir) ne kadar sağlıksız ise; yapısal olarak “yememeye yatkın” çocuklara asla baskı yapmamak da gerçekçi değildir. Bu tür çocuklar, tamamen kendi inisiyatiflerine göre yemek yiyemezler.
Özellikle iki yaş civarı çocuklar, bu konuyu iyice oyuna çevirirler, yemek yerken gezerler. Gezerken ya
da masadayken, çocukların ağızlarını açmak istemedikleri zamanlarda da net (ancak şiddet, aşırı
öfke göstermeden) yönlendirmelerle yemek yedirilebilir.


FİGEN
ATALAY
Cumhuriyet Gazetesi

31 Ekim 2009 Cumartesi

Bırakın Sorununu Çözmeye Çalışsın

FİGEN ATALAY
Çocuklar kendi sorunlarını çözmeyi nasıl öğrenirler? Kendi sorunlarını çözebilen çocuklar yetiştirmek için, neler yapmalı ya da yapmamalıyız? Anne-babaların yanlış tutumları nedeniyle çocukta oluşan düşünce neyazık ki “sorunları anne-babalar çözer” oluyor.
Çocuklarımıza gün boyunca “haydi geç kalacaksın”, “okul çantanı unutma”, “hırkanı kaybetme”, “kalem kutunu çantana koydun mu?”, “bahçede çok koşma terlersin”, “merdivenleri dikkatli çık” der dururuz. Aslında bu uyarıların pek işe yaramadığını da biliriz. Ödev defterini evde unuttuğunu farkettiğimiz çocuğumuza bunu hatırlatmasak, belki okulda yaşayacağı sıkıntılardan sonra bir daha çantasını hiç unutmayacak, hep kontrol edecek. Ama onun üzülmesini, öğretmeninden azar işitmesini istemediğimiz için yanlış olduğunu bilsek de yapmayız bunu.
İzmir Ekin Koleji Psikolojik Danışmanı, Eğitimci Rezan Turhan, kendi sorunlarını çözebilen çocuklar yetiştirilmesi için velilere önemli görevler düştüğünü söylüyor. Turan’a göre, sorun çözebilme bir beceridir, öğrenilebilir ve çocuklara kazandırılabilir.
Edilgen hale gelmesin
Çocuğun günlük yaşamında anne babaları tarafından sıkça uyarılmasının, çoğunlukla hedeflenen sonuçları getirmediğine dikkati çeken Turhan, bu konuda velilere şu uyarılarda bulunuyor:
“Burada niyetiniz çocuğu yaşayabileceği zorluklardan uzak tutmak veya ona yardım etmek olabilir. Özellikle küçük yaşta çocukları olan anne-babalar, öğretmek amacıyla da çocuğuna ne yapması gerektiğini hatırlatmak isteyebilir. Oysa sıklıkla yapılan bu hatırlatmalar yaşananları, sorunları bir kişiden alıp diğerine taşımaktadır. Çocuk neyi ve nasıl yapması gerektiği konusunda yanlış şeyler öğrenebilmekte, konu ile ilgili çabasız, ilgisiz, deneyimsiz kalmaktadır. En sonunda çocukta oluşan düşünce ise; ‘Sorunlar anne-babalar tarafından çözülür’ olabilmektedir. Böylesi bir anlayış, çocuğu edilgen hale getirebilir ve çözümü hep büyüklerinden ve başkalarından bekleme yanlışına düşürebilir. Sorun çözebilme bir beceridir, öğrenilebilir ve çocuklara kazandırılabilir. Özellikle küçük yaşlardan başlayarak ve onun karar verme alanında olan konularda bu çalışmalar yapılabilir. Çocuk, sınırları tanımlanmış ortamlarda, beslenme, uyku, arkadaşlık, öğrenme, ders çalışma gibi bireysel konularda; seçme, erteleme, karar verme, değerlendirme gibi sorun çözme becerileri kazanabilir.”
Çözüm yolları düşünsün
Rezan Turhan, sorun çözme becerisinin alt yapısını oluşturacağını ve çocuklara kazandırılması gerektiğini düşündüğü becerilerle çalışmaların içeriğini şöyle sıraladı:
• Kendisinin ve diğerlerinin duygularını anlama,
• Diğer kişinin bakış açısını dikkate alma,
• Birden fazla çözüm yolu düşünme,
• Her çözüm yolunun olası sonuçlarını dikkate alma,
• Hangi çözüm yolunun seçileceğine karar verme,
• Kararlı ve sabırlı tutum geliştirme,
• Sorumluluk geliştirme,
• Sorun çözebilmek için gereken sözcük dağarcığını öğrenme.


Cumhuriyet Gazetesi, 31.10.2009

2 Temmuz 2009 Perşembe

Anneler Sabırsız

Türkiye' deki annelerin çocuklarına karşı davranışları Batı Avrupa ve Kuzey Amerika' da görülenlerden farklı.

1-Anneler 3 yaşındaki çocukları ile 10 dakikalık bir oyun sırasında çocuklarına ortalama 144 komut veriyorlar, 26 eleştirel yorum yapıyorlar. İtme ya da fiziksel kısıtlama gibi 14 olumsuz fiziksel davranışta bulunuyorlar.

2-Çocuklar aynı oyun sırasında 10 dakikada ortalama 7 olumsuz davranışta bulunuyorlar.
3-Her 4 anneden sadece 1 tanesi bu 10 dakikada çocuklarına fiziksel olarak sıcaklık ya da sevgi gösteriyorlar.

4-Annelerin 10 dakikalık oyun sırasında gösterdikleri etkileşimlerin 3' te ikisi olumsuz. Bu oran ABD ' deki benzer annelerin benzer durumda gösterdikleri olumsuz davranışların iki misli.

5-3 yaşındaki çocukların her bir olumsuz davranışına anneler, ortalama 31 olumsuz tepki ile yanıt veriyorlar.Bu oran, ABD' deki anne-çocuk etkileşimlerinde 2,5 ; psikolojik tedavi gören çocuklarla annelerinin etkileşiminde 7 civarında. Çocuk istismarı ile suçlanan anneler arasında 10.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi

8 Haziran 2009 Pazartesi

DUYGULU BİR OLAY


Bugün Eren beni çok duygulandırdı. Oyuncaklarıyla oynarken bir ara O' na Annesinin adını söyleyip bekledim. Birkaç kez tekrar ettim. Güya Annesinin adını öğreteceğim. Yüzüme dikkatlice bakıyor, nerdeyse tekrar edecek gibi görünüyordu. Ama O birdenbire hızlıca emekliyerek koridora, oradan da yatak odasına yöneldi. 'Anne memme ' diye diye yatak odasının kapısını itip açtı ve odaya girdi. Etrafa aranarak baktı, karyolaya baktı, sağa- sola baktı, sonra tekrar koridora döndü sokak kapısına yöneldi. Bu arada ağlamaya da başladı. Sokak kapısına gelince tutunup ayağa kalktı ve kapıya küçücük elleriyle vurmaya başladı pat pat. 'Anne memme, anne memme ' .

Şaşırıp kalmıştım, Annesinin adını söyleyince O' nun geldiğini sandı herhalde diye düşünüp kapıyı açtım: ' Bak kimse yok kuzum, anne akşam gelecek .' dedim ama nafile. Ağlamasını durdurmak için uğraştım bir süre.

İyi olacağını düşünerek yaptığımız bazı hareketler işte böyle olmadık sonuçlar doğurabiliyor karşı tarafta. Onun nasıl algılayacağını herzaman kestiremiyor ki insan. Gün boyunca yaptığımız konuşmalar, davranışlar onun tarafından nasıl algılanıyor, beynine nasıl kaydediliyor, O' nda ne gibi etkiler bırakıyor?

Çocuğun büyüme sürecinin ne denli önemli olduğunu hergün daha çok anlıyorum.

19 Mart 2009 Perşembe

ÇOCUKLAR SESSİZ


Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr.Songül Tümkaya, çocukların giderek oyunlardan uzaklaştığını, bu nedenle çeşitli sorunlar yaşadığını vurguladı.Çocukların sosyalleşmesi, problem çözme becerisini arttırması ve kendisini ifade etmesi için oyunların çok önemli olduğuna dikkat çeken Tümkaya,' Oyundan uzaklaşan çocuklar zamanlarının çoğunu TV veya bilgisayar karşısında geçiriyor. Böylece yalnızlaşan çocuk saldırganlaşıyor.' dedi.

'Okullarda şiddet ,' ' Çocuklarda depresyon', ' Çocuk istismarı' konularında çalışmalar yapan Tümkaya, ' Oyunlar, çocuklar için gerçek yaşamın küçük bir laboratuvarı gibi. Onlara çocukluklarını yaşatamıyoruz. Yakantop, mendil kapmaca, Saklambaç ve evcilik gibi oyunlardan hızla uzaklaştılar. Bencil ve saldırgan oldular.' diye konuştu.


Haberin kaynağı: Cumhuriyet Gazetesi

11 Şubat 2009 Çarşamba

YAPMAK VE YAPMAMAK

Birkaç gün önce bir sohbet anında annesi: 'Anne' dedi, 'O'nun yapabileceği hiçbir şeyi yapmayacağım.'

Düşündüm.

Bunu ne çok yapmıştım.

Bugün oyuncaklarıyla oynarken onu seyrettim. Yere kalın ve yumuşak örtüler serip oturtuyorum, önüne de oyuncaklarını koyuyorum. Biraz oyalanıyor artık.Alıyor atıyor,yeniden alıyor yine atıyor,ara ara ağzına alıp kemirmeye çalışıyor.Sonra sağa sola fırlatıyor.Bu kez de attıklarını almak için hamleler yapıyor.Önce alacağı oyuncağı belirliyor,sonra tüm gücünü toplayarak bir hamle yapıyor,olmadı uzanıp,düşüp falan almaya çalışıyor.

İleriye attığı bir oyuncağı almak için uğraşırken kolay alsın diye elimi uzattım ki, önüne iteyim.O anda annesinin söylediği sözler aklıma düştü: 'Anne O'nun yapabileceği hiçbir şeyi yapmayacağım.'

Elimi geri çektim.
Bu kez yapmayacağım. Artık öğrendim.