çocuk beslenmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk beslenmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2010 Salı

YUMURTA VE PEKMEZ BAŞARIYI ARTIRIYOR

FİGEN ATALAY'ın yazısı:

Çocukların okulda başarılı olmaları için güne kahvaltı ile başlamaları şart.Yeterli ve dengeli bir kahvaltıda dikkat edimesi gereken en önemli nokta ise yumurta ve pekmezin mümkün olduğunca sık tüketilmesi.Uzmanlara göre her iki besin de çocuklarda sıkça görülen ve öğrenme bozukluklarına yol açan demir eksikliğine karşı birebir.
........

Acıbadem Kadıköy Hastanesi' nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, çocukların besin öğelerini yeterli almadıkları takdirde büyüme geriliği ve mental gelişim gecikmesi gibi ciddi sorunlarla karşılaştıkları uyarısında bulunarak, "Hafif düzeyde beslenme yetersizliği kolaylıkla farkedilmiyor ancak çoğunlukla öğrenme bozuklukları ile sonuçlanıyor.Örneğin daha çok yetersiz besin seçimi ve öğün atlama gibi nedenlerle oluşan demir eksikliği de davranışlarda ve performansta düşüşün yanı sıra konsantrasyon bozukluklarına yol açıyor.Bunun için çocuklara mümkün olduğunca sık yumurta ve pekmez yedirmek gerekiyor." diyor.

Şengül Sangu Talak'tan çocuklara kahvaltı önerileri

"Çocuğunuzun her gün bir yumurta yemesini sağlayın.Çünkü yumurta yüzde yüz emilebilen en kaliteli protein kaynağı ve kan yapıyor.Ayrıca sürülebilen çikolata,bal,reçel gibi tatlılar yerine kan yapan ve kemiklerin gelişimini sağlayan kalsiyumdan zengin pekmezi tercih edin. Kahvaltılara az miktarda domates,salatalık ile maydanoz gibi vitamin ve posa içeren sebzeler ekleyerek çocuğunuzun iştahının açılmasını ve bağırsaklarının çalışmasını sağlayabilirsiniz. Kahvaltıda sadece ve sürekli mısır gevreğiyle süt tüketimi belki pratik olsa da, sakıncalı. Bu nedenle karışımı kuru meyve, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemiş ve taze meyvelerle daha besleyici ve lezzetli hale getirmeye çalışın. Kahvaltının yanında çay içilmesi demir emilimini engelliyor, ayrıca çok fazla kaynatılması da besin değerini düşürüyor. Bu yüzden mümkün olduğunca çocuğunuza çay içirmeyin."

Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi

1 Haziran 2010 Salı

KEÇİBOYNUZLU ISLAK KEK


Keçiboynuzu tozuyla yapılmış bir keki yıllar önce Ankara' da bir kafede yemiştik. Daha sonra Ayrancı semtinde köylerden getirilen doğal ürünleri satan bir dükkan açıldı. O dükkanda da çekilip un haline getirilmiş keçiboynuzu satılıyordu. Biz de oradan alıp kakao yerine bu tozu kullanarak kek yapmış ve tadını çok sevmiştik. Kaç yıl oldu anımsamıyoruz, biz bu keki yapmamışız ve bu tadı unutmuşuz. Geçen gün bir kitabı karıştırken keçiboynuzunun faydalarına rasladık, dolayısiyle de aklımıza düştü. Evdeki keçiboynuzlarından birkaç tanesini önce havanda küçük parçalara böldük, sonra kahve değirmeninde un haline getirdik. Kakao yerine kullanarak ıslak kek yaptık.

Keçiboynuzu tozu kakao kullandığımız her yerde kakaonun yerini alabilirmiş. Keçiboynuzunda protein, B vitamini, kalsiyum, potasyum, mağnezyum, demir, manganez, krom, bakır varmiş.Faydalı olduğunu biliyordum ama, bu kadarını bilmiyordum.

Tadında bir çekicilik var.Sürekli yemek istiyor insan. Çocuklar içinde oldukça faydalı bir besin sayılabilir içindeki vitaminlere bakılırsa.

Malzemeler:

3 veya 4 yumurta

1 su bardağı şeker (Biz az tatlı sevdiğimiz için yarım bardaktan biraz fazla koyduk)

4-5 yemek kaşığı keçiboynuzu tozu (isteğe göre azaltılıp-çoğaltılabilir)

1 su bardağı sıvı yağ

1 su bardağı süt

2 su bardağı un ( Tam buğday unu koyunca daha lezzetli oluyor)

1 paket vanilya istenirse

1 paket kabartma tozu


Yapılışı:

Şeker,süt,yağ,keçiboynuzu tozu, vanilya karıştırılır.Bir su bardağı kadar ayrılır.Yumurtalar çırpılarak ilave edilir.Un ve kabartma tozu katılır. Kek kalıbına koyarak fırında pişirilir.Pişince ayrılan sıvı, kek sıcakken üzerine dökülür.Kek sıvıyı çekipte soğuyunca istenilen şekillerde kesilir.

14 Nisan 2010 Çarşamba

SOYALI ÇÖREK


Bazı günler Eren' e ne yedireceğimizi bilemiyoruz. Çok seçici davranıyor.Her sebzeyi yemiyor, et türü hiçbir şey yemiyor. Ama pasta oldu mu itiraz etmiyor. Geçenlerde lor ile kurabiye yapmıştık. Yumuşak olmuştu hem de lezzetliydi. Ama tatlı olduğu için rahat yediremiyorduk. İki yaşına kadar şekerli ve tuzlu şeyler fazla önerilmiyor ya. Daha önce soyalı kek yapmıştık pekmezle. Onu da çok seviyor. Bir de soya fasulyesi ile tuzlu birşey yapabilir miyiz diye konuşurken, lor ile yaptığımız kurabiyeyi tuzluya çevirebilir miyiz diye düşündük ve denedik. Güzel oldu, herkes sevdi. Lor yerine haşlanıp püre yapılan soya fasulyesi koyduk, şeker yerine de bir parça tuz attık. Yapılışı da basit ve malzemeler de çok değil. Soya fasulyesi alırken dikkat etmeli, genetiği değiştirilmiş soya olmasın aman.
Soya proteini çok kaliteliymiş. Mineral ve vitamin bakımından da oldukça zengin. Kalsiyum, fosfor, demir, bakır, manganez, potasyum gibi minareller ve A,B1,B2,C,D,E ve K vitaminleri varmış. Bu yüzden yemek aralarında Eren'in eline vermek için iyi bir alternatif oldu.

Malzemeler şöyle:

Bir bardak soya püresi ( Soya fasulyesi haşlanıp püre yapılacak. Biraz iri de olabilir)
2 bardak tam buğday unu
2 yumurta
1/4 su bardağı zeytinyağı
1 çay kaşığı karbonat
Bir tatlı kaşığı tuz
Biraz susam

Yapılışı:

Bir yumurtanın beyazını bir kaseye ayırıp, sarısını diğer yumurta ile birlikte bir kaba koyun.Zeytinyağını ilave edip biraz karıştırın.Soyayı ilave edip karıştırın.Una karbonatı karıştırıp ilave edin. Cevizden büyük parçalar alarak yuvarlayın, önce yumurta akına, sonra susama batırarak tepsiye koyun.180 derecede ısıtılmış fırında altı hafif kızarana kadar pişirin.

14 Mart 2010 Pazar

BASINDAN SEÇMELER

Farkında mısınız?

SADIK ÇELİK

Onkolog Uz. Dr. Yavuz Dizdar 3 Mart ve 10 Mart 2010 tarihlerinde Dünya gazetesindeki köşesinden soruyor; “Sütler ve yoğurtlar neden bozulmuyor, bunlar dayanıklı beyaz eşya mı yoksa bozulmaya karşı efsunlular mı?” diye. Herkes dikkat etmiştir, son yıllarda satın aldığımız kutu sütler ve yoğurtlar buzdolabında bir ay kalsa dahi ekşimiyor, ancak günler sonra ekşiyerek değil küflenerek bozuluyor. Eskiden satın aldığımız yoğurtlar 3-4 gün içerisinde tüketilmezse ekşir, tadı değişirdi. Şimdilerde marketlerden satın aldığımız yoğurtların ve kutu sütlerin içerisindeki bakteriler, UHT teknolojisi kullanılarak yok edildiğinden, içerisinde bakteri bulunmayan sütler ve yoğurtlar ekşime yapmıyor, hatta günlerce bozulmadan saklanabiliyor.

Ancak, pastörizasyon yapılan yani hızla ısıtılıp soğutulan süt ürünlerindeki sağlığa zararlı bakteriler ortadan kaybolurken sağlığa yararı olanlar da yok oluyor. Uzmanlar, sütün içerisindeki bazı bakterilerin hastalık yapmadığını, birçok hastalığı önlediğini ve sütün kesilmesini ve ekşimesini sağladığını söylüyorlar. Hatta bu bakterilerin, sağlıklı sütün bir çeşit sigortası olduğunu da belirtiyorlar. Bu durumda, aslında süt çok faydalı bir içecekken pastörizasyon, UHT gibi işlemler sonrası zararlı bir ürün haline geliyor. Prof. Dr. Ahmet Aydın bu zararları 2 şekilde açıklıyor;

1- Teknolojinin elini değdirdiği süt ve süt ürünleri, yapılan işlemler sonucu doğal enzimlerini ve proteinlerini kaybederken sindirilemez hale geliyor. Sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimleri pastörizasyon ve UHT gibi işlemler sonrası canlılığını yitiriyor ve yetişkin mideler tarafından gerektiği kadar sindirilemiyor.

2- Enzim eksikliği ve hayati öneme sahip proteinlerin değişmesi, sütteki kalsiyumu ve mineral elementlerini eritiyor.

Konuyla ilgili 1930’lu yıllarda Dr. Francis M. Pottenger’in 900 kedi üzerinde 10 yıl süreyle yaptığı araştırmaya göre, çiğ süt içen bir grup kedi, sağlıklı olarak büyürken, pastörize sütle beslenen grup bir süre sonra durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi, böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş kaybı, kemik zayıflığı gibi kronik yozlaştırıcı rahatsızlıklara karşı savunmasız hale geldi.

Görüldüğü gibi doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü değil yalnızca raf ömrünü uzatıyor.

Kutu süt ve süt ürünlerinin aylarca bozulmaması, uzun ömürlü olması pastörizasyon işlemleri ve UHT teknolojisinden mi yoksa ambalajlamalarından mı ya da inekleri yayılım için hiç meralara çıkarmadan ahır ortamında hazır yemlerle, antibiyotik kullanarak büyütülüp beslenmesinden mi kaynaklanıyor bilemiyoruz ancak bildiğimiz bir şey var ki, kaymak bağlamayan, ekşimeyen, kesmeyen sütler ve yoğurtlar doğal değildir. Ayrıca homojenizasyon sırasında süte 2 ton civarında bir basınç uygulanıyor ve süt proteinlerinin moleküler yapısı büyük ölçüde değişiyor. Moleküler yapısı değişmiş proteinlerin ise immün sistemini aşırı uyararak bazı hastalıklara sebebiyet verdiği de bilinmektedir.

Yoğurt ve süte benzer bir başka örnek de açıkta bırakılan margarinlerde görülmektedir. Yapılan bir araştırma margarinlerin günlerce bozulmadığını, acımadığını hatta karınca ve sineklerin bu margarine yaklaşmadığını gösterdi. Bu ilginç araştırma, acaba margarinlerin içerisinde ne tür bir katkı maddesi var, yoksa bunlar da mı efsunlu, diye düşündürüyor. Margarinlerin üzerinde transyağ yoktur, kalp dostudur gibi doğruluğu margarin üreticilerince kanıtlanmış, tüketicilerin sorgulamadan inandığı ibarelerin yer almasına artık söz söylemiyoruz fakat margarinlerin gözle görülen, şahit olunan bu durumuna ne diyeceğiz?

Teknolojinin elinin değdiği sütlerin ve süt ürünlerinin her ne kadar zararları bilinse de sağlığa olan yararlarından ötürü süt ve süt ürünlerinin tüketimi tüm dünyada artmaktadır. Yaşamsal aminoasitleri içeren yüksek değerli süt proteini, yaşamsal yağ asitlerini içeren süt yağı, birçok mineral madde, süt şekeri ve birçok vitamini ile süt, temel gıda maddesi olarak kabul edildiğinden kutu sütlerin raf ömrünü uzatmak için yapılan çalışmalarda aşırıya kaçılmamalı, süt ve süt ürünleri doğal özelliklerini kaybetmemelidir.

Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi

26 Eylül 2009 Cumartesi

ÇOCUKLA YOLCULUK VE SÜT

Bayramda Ankara' ya giderken yolculuğumuz geceye denk düştü. Eren için yanımıza birkaç kavanoz yiyecek hazırladık. Birkaç paket de küçük boy sütlerden aldık. Bu sütler kullanım kolaylığı açısından iyi, ama hazır sütlerle ilgili yapılan olumsuz açıklamalar da kafa karıştırıyor.. Neyse yolculuk, hele de gece yolculuğu bir çocuk için tüm düzeninin bozulması anlamına geliyor, bu yolculukda da bu anlaşıldı. Biberonu bıraktırdık, belli saatlerden sonra yiyecek birşey vermeyelim onunda bizimde uykumuz bölünmesin derken, tüm kazanımlarımız bir gecede bozuldu.. Bu yolculukda mecburen bozduğumuz düzenimizle Eren'e yakayı yeniden kaptırdık. Otobüsün hareket saati 00.30 du. Haliyle konuşmalar, çevredeki ışıklar, arabalar ilgisini çektikçe uykusu kaçtı, acıktı. Bizde sabaha kadar uyuyup uyanan Eren' e birşeyler yedirip içirdik. O da buna yeniden ve hemen alıştı, diğer geceler de uyanıp uyanıp içecek birşeyler istemeye başladı. Şimdilerde yeniden düzeni kurmaya çalışıyoruz.

Paket sütleri ve hazır mamayı zaman zaman zorunlu olarak kullandık. Sürekli kullanmamaya dikkat ettik.Yaptığımız kısa ve uzun yolculuklarda çok işimize yaradı. Çocuğun kalsiyum ihtiyacını peynir, kefir, yoğurtla gidermeye çalıştık. Çünkü hazır sütler hakkında kafamız karışıktı. İşte paket sütlerle ilgili bir bilgi:

"

Markettesiniz.Süt içip kemikleri geliştirmek gibi bir inancın peşinde,dolaşıyorsunuz raflarda.O, beyaz sıvının içinde protein, vitamin, bir sürü bakteri, mineral filan olduğunu düşünüyorsunuz.Nasıl söylemeli, bilmem ki?Aramızda kalsın ama, onun içinde artık bir şey yok!İyisi mi bunu size, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Ahmet Aydın söylesin "Süt sağlıklı bir içecekken, raf ömrünü uzatmak için pastörizasyon, yüksek ısı uygulaması (UHT) ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline getiriliyor. Bu işlemlerle sütün içindeki tüm bakterileri öldürülüyor. Pastörizasyon, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engelliyor, sindirim enzimlerini tahrip ediyor, tahripolan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır...".Hadi bunları geçtik bir kalem. Siz o sütü veren ineğin başına gelenlerden haberdar mısınız?İnek inek olmaktan çıkalı çok oldu.Önüne konan her şeyi yiyen. Bol hormon ve antibiyotikle ayakta durabilen, deri kaplı et parçaları onlar.Günde 100 kilo süt(!) veren inek yaptılar.Ne demek biliyor musunuz bu?Market arabasını sürmeye devam.Üzümleri gördünüz mü?Sanki bağdan yeni gelmişler. Dip diri, ip iriler.Nereden geliyor bunlar?Şili'den.Şili mi?Evet!Kaç gündür buradalar?3-5 gün oldu.Düşünün, Şili'nin bir köyünde topluyorlar bunları.Uzun yolculuklar sonunda bize geliyor. Bir süre bizim manavda bekliyor.. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de 3-5 gün daha, bana mısın demiyor.İyi ama, nasıl?Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela:· Dane büyüklüğünü artırır,· Dane ağrılığını artırır,· Dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir,· Tam olgunlaşmada bile daneye parlak sarı yeşil rengini verir,· Güçlü üzüm çöpüne rağmen dane sıkıca sapa bağlı kalır. Bu yüzden yükleme taşıma esnasında danelenme nedeniyle olabilecek kayıplar azalır,· Dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar,· Kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir,· Yüksek kalite ve standart sağlar,· Raf ömrü uzarDaha durun!Petunya ve karnabahar geni konmuş mısırlardan yapılma cipsleri de yiyeceksiniz.Geceleri de bahçenizi denizanası geniyle donatılmış buğdaylarla aydınlatacaksı nız.Diyebilirsiniz ki, "hep olumsuz tarafından bakma, bu gelişmeler olmasa açlığın önüne geçilemez". İyi ama açlığın nedeni gıda üretimindeki yetersizlik değil ki!Tam tersine, bu gün dünyada gıda üretiminde fazlalık var. Öyle ki, tüm üretilen besinleri toplayıp, dünyadaki insan sayısına bölseniz, kişi başına günlük 2 kilo gıda düşüyor.Bu hepimizi besler de, yus yuvarlak bile yapar.Sorun gıda üretiminin yetersizliği değil, aç olanların gıda alacak paralarının olmaması.Ama, daha da vahimi, biz de o süt, domates, üzüm gibi oluyoruz "

Hadi bakalım şimdi ne yapacağız bunları okuyunca?
Açık satılan sütlerle ilgili de birçok sorun var.
İlk elden bulduğumuz süt için kendimizi şanslı mı saymalıyız. Böyle bir olanak olmasaydı ne yapacaktık.
Bilemiyorum

3 Haziran 2009 Çarşamba

EREN YİNE KABIZ OLDU


Hemen hemen bir aydır kakasını zor yapıyor Eren. Ikına ıkına bir parça çıkarıyordu önceleri , son günlerde onu da yapamaz oldu. Önceki denediklerimizin hiçbiri fayda etmedi. Kabak, salatalık, çilek, kayısı denemelerimiz sonuç vermeyince doktora gittik. Doktor ' Kakasını yaparken zorlandığı ve acıdığı için korkuyor ve içinde tutuyor. ' dedi. Duphalac yazdı. Sabah akşam verilecek, kabızlığı geçse bile devam edilecek bir müddet, artık acımadığı normal olarak yaptığını kanıksayıncaya kadar.

Tamam dedik, veririz yeter ki normale dönsün bağırsakları. Dünyanın tadı yeyip, içip dışarı atmak değil mi? Öyle de tadıyla yeyip, tadıyla atmak ister her insanoğlu da, herhalde değil mi?


Annesi İbrahim Saraçoğlu' nun sitesinden kabızlık için havuç suyu ve portakal ağacının yaprağının çayının iyi geldiğini okumuş. Havuç suyuna da başlıyoruz bugün. Portakal yaprağı bulunca onu da yaşına göre az az veririz ek olarak.

Bu arada yaşını doldurmaya az kaldı, yaşını doldurunca şeker ve tuz kısıtlaması da kalkıyor artık.Doktoru yaz olduğu için tuz vermemezlik etmeyin dedi. Fazla olmamak şartıyla. Artık bal ve ceviz de yiyebilecek. Büyükler ne yerse O da yiyecekmiş artık.

21 Nisan 2009 Salı

SOYALI KEK



Eren 4 gün önce onbirinci ayına girdi. Bugün ona ilk olarak kek yaptım. Soyalı kek. Soyalarını ayıklayıp verdim, çok sevdi.
Bu keki ben bir ölçü yapıyorum. Diğer kekler gibi yüksek hacimli olmuyor. 2 ya da 3 ölçü yapılırsa daha hacimli olur sanıyorum. Zaten bir ölçü yapıldığında 3-4 kişilik oluyor ancak.

Soyayı Adana da bu işe gönül vermiş, Ahmet Nedim Nazlıcan Bey' den istetiyoruz. İsteyen herkese gönderiyor. Piyasadan da oldukça ucuz. Kendisi Çukurova Tarımsal Araştırma Merkezinde yüksek ziraat mühendisi olarak çalışıyor. Yerli tohumdan üretiyor. Sanırım piyasada ki soyaların çoğu genetiği değiştirilmiş, bu yüzden almıyoruz marketlerden. Soyanın da faydası çoktur, hele bayanlar için dengeli yendiğinde.
Soyalı kekin tarifini nerden aldığımı anımsayamadım. Tarifin sahibi kusura bakmasın.

Malzemeler şöyle:

1 yumurta
1 fincan pekmez
2-3 kaşık yağ
tarçın
1 fincan yulaf ezmesi
1 bardak haşlanmış soya
1 bardak tam un
1 çay kaşığı karbonat
1 elma ( doğranacak )
varsa portakal reçeli
Yapılışı:
Önce sıvı olanları karıştır, sonra diğerlerini ilave et.
180 derece fırında pişir.
Not: Bu keki daha sonraki yapışlarımda soyayı püre yapıp karışıma öyle kattım, elmayı rendeledim, bazen elma yerine şeftali koydum. Eren için yemesi daha kolay oldu.