12 Temmuz 2009 Pazar

BİR YAŞINDA OYUNLAR VE OYUNCAKLAR



Haluk Yavuzer' in Çocuğunuzun İlk 6 Yılı adlı kitabında bir yaşındaki çocuğun yapabildikleri özetle şöyle belirtiliyor: ( Oyun ve oyuncaklarla ilgili olanları seçtim.)

1-Boşlukların içine uygun şekilleri atmayı, çeşitli legoları dizerek kuleler yapmayı, objeleri diğerlerinin içine koymayı , eşyaları vida gibi döndürerek hareketler yapmayı öğrenir.

2-Kendisine gösterildiğinde tahta küpleri bardağın, kutunun içine koyabilir, dışına çıkarabilir.

3-İstenildiği zaman, hatta bazen kendiliğinden oyuncakları yetişkine verebilir.

4-Gözünün önünde saklanan oyuncakları süratle bulur.

Eren oyuncaklarıyla oynarken araya girip bunları oyun içinde yapmasına yardımcı oluyoruz. Emziğini küçük kapların altına saklayıp ' hani emzik ' diye bulmasını istiyoruz. Topla çeşitli oyuncaklar oynatıyorduk zaten uzun zamandır, artık topu değişik yönlerden ona atıp tutmasını bekliyoruz. Kuleler yapmasına yardımcı oluyoruz ama O daha çok kuleyi yıkmayı istiyor. Önceleri bir kabın içindeki objeleri hemen yere boşaltıp karıştırmak isterken, şimdi içine atmasını istiyoruz, artık bunu yapmaya başladı.




Bunlardan başka Eren' in çok keyif alarak oynadığı oyunlar var: Hemen hemen her çocuğun pek sevdiği mutfak gereçlerini fırsatını yakaladığında dolabı açıp aceleyle kapmak, annesinin pilates topunu evin içinde dolaştırmak, su damacanası ( biz yetişene kadar ), sandalyeleri ve mama sandalyesini evin içinde ittirip yürütmek gibi.



Daha önceki aylarda büyük boyutlu resimleri olan kitaplardaki resimleri gösterip anlatıyorduk gördüklerimizi. Bugün annesi, uykusu geldiğinde karnını doyurup yatağına bıraktı ve kitap okumaya başladı. Oyun oynarken kitap okumayı denemiştim bir keresinde dikkatini vermemişti. Ama bugün ilgiyle dinlediğini gördük. Arada kitaptaki resimleri de gösterdi Annesi anlatarak. Buna artık ben de devam edeceğim.



9 Temmuz 2009 Perşembe

Diş Çürüğü

Diş çürüğünün anne-babadan çocuğa bulaşabileceğine dikkat çekildi.Diş hekimi ve protez uzmanları 1 ile 2,5 yaş arasındaki çocukların ağız ve diş sağlığından ebeveynlerin sorumlu olduğunu anımsattı.

Diş hekimi ve protez uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, 'Anne-baba bebeğini beslerken kaşık,emzik,biberon gibi araçları kendi ağzıyla temasta bulundurmadan kullanmalıdır. Aksi halde anne, çürüğe yol açacak organizmaları kendi ağzından bebeğine aktarır. ' uyarısında bulundu.

Bebek doğduğunda ağız ortamının çürük yapıcı bakterileri içermediğini anımsatan Kışlaoğlu, ' Bu bakteriler büyük olasılıkla dişler sürmeye başladığında, sıklıklada anneden bebeğine bulaşır.' dedi.

Çok bileşenli bir enfeksiyon hastalığı olan diş çürüğünün bulaşıcı özellik taşıdığını belirten Kışlaoğlu, bu bulaşmada anne-babanın dikkat etmesi gereken belli özellikler olduğunu söyledi. Kışlaoğlu annenin bulaşmayı üç yaşına kadar kontrol etmesi durumunda çocukta çok şiddetli çürük enfeksiyonu yaratma olasılığının düşeceğini vurguluyarak, ağızlarında yılda 2 'den fazla çürük oluşan çocukların, çürük gelişimi açısından oldukça yüksek bir risk altında olduklarını kaydetti.

Kışlaoğlu, şöyle devam etti: ' İlk süt dişlerinin sürmesini takiben anne ve baba, bebeklerinin dişlerini ya bu iş için üretilen özel fırçalar, ya da temiz tülbent, gazlı bez parçası yardımı ile düzenli olarak fırçalamalıdırlar. Bebeklerin beslenmesi sırasında ballı emzik, şeker içerikli sıvı gıdaları içeren biberonun kullanımları biberon çürüğü olarak adlandırılan üst ön kesici dişlerde çüürüklerin oluşmasına neden olmaktadır. Bebeklerin uykuya şekerli süt içeren biberonlarla yatırılmaları ağızlarında kalıcı sorunların oluşmasına neden olur.'
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi

2 Temmuz 2009 Perşembe

Anneler Sabırsız

Türkiye' deki annelerin çocuklarına karşı davranışları Batı Avrupa ve Kuzey Amerika' da görülenlerden farklı.

1-Anneler 3 yaşındaki çocukları ile 10 dakikalık bir oyun sırasında çocuklarına ortalama 144 komut veriyorlar, 26 eleştirel yorum yapıyorlar. İtme ya da fiziksel kısıtlama gibi 14 olumsuz fiziksel davranışta bulunuyorlar.

2-Çocuklar aynı oyun sırasında 10 dakikada ortalama 7 olumsuz davranışta bulunuyorlar.
3-Her 4 anneden sadece 1 tanesi bu 10 dakikada çocuklarına fiziksel olarak sıcaklık ya da sevgi gösteriyorlar.

4-Annelerin 10 dakikalık oyun sırasında gösterdikleri etkileşimlerin 3' te ikisi olumsuz. Bu oran ABD ' deki benzer annelerin benzer durumda gösterdikleri olumsuz davranışların iki misli.

5-3 yaşındaki çocukların her bir olumsuz davranışına anneler, ortalama 31 olumsuz tepki ile yanıt veriyorlar.Bu oran, ABD' deki anne-çocuk etkileşimlerinde 2,5 ; psikolojik tedavi gören çocuklarla annelerinin etkileşiminde 7 civarında. Çocuk istismarı ile suçlanan anneler arasında 10.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi

28 Haziran 2009 Pazar

ADDA GİTMEK


Bugünlerde Eren pek bir mutlu. Addalar çoğaldı. Teyzesi ve kuzeni geldi kısa bir süre için. Oyun oynayacak kişi çoğaldı, addalar da. ' Hadi adda gidelim ' deyince teyzesi, hemen kucağına atlayıp kapıya bakıyor. Kapıya gidince de kapının kolunu açmaya çalışıyor. Hele kuzeni ile arası pek şekerli. Onun gözünün içine bakıp mırın mırın konuşuyor sanki. Kuzeni de o kadar sıcak, yumuşak ve sevecen davranıyor ki O' na, ortalıkta mutluluk baloncukları uçuşuyor. Derken gezmelere giderken el sallayıp, bay bay yapmayı da öğrendi bu arada. Artık herşeyi çok çabuk ve kolay taklit edip, öğreniyor. ' Anne gel ' demeyi öğretirken o çocuksu söylemlerden biri yinelendi: ' anee del '. Böylece ilk tümcesini de söylemiş oldu. Fotoğrafa yürekten meraklı kuzeni O' nun değişik pozlarını yakalayıp, bir albüm yaptı. O bu konuda uzmanlaşmaya doğru yürüyor.
Bakalım Eren hangi konuları merak edip, ilgilenecek.

17 Haziran 2009 Çarşamba

İLK DOĞUM GÜNÜ


Birinci yılını tamamladı Eren. Bugün bir yaşında. Her zaman söylendiği gibi zaman su gibi akıp geçti diyebilirim, ama geriye dönüp baktığımızda öyle kolay da geçmediğini görüyoruz. Hele hastanedeki o ilk günler. Sonra memeyi tutturma çabaları, memeden sütü sağıp anne işteyken biberonla vermeler, uyumaları, uyumamaları. Gece annenin uykusuzlukları ki; hala devam ediyor. Diş çıkarmaları, ateşlenmeleri. Ah bir otursa demelerimiz, sonra emeklemesi. Söylediği her heceye sevinmeler, oyunları- oyuncakları derken: işte bir yıl doldu, şimdi yürümesini bekliyoruz. Yeni sözcükler söylemesini. Bizimle oynadığı oyunlara seviniyoruz, müzik duyduğunda el çırpmalarına katılıyoruz. İlk günlerden beri O' na çevremizdeki her şeyi anlatıyorduk. Şimdi anlatmalar- konuşmalar daha uzunca oluyor ve bizi dinlediğini görmek sevindiriyor.


Yani sözün özeti yaşamın özünde olduğu gibi sevinçlerle, hüzünlerin harmanlandığı bir yılı geride bıraktık. Dileğimiz önümüzdeki yılların sağlıkla, sevgiyle geçmesi. Herkes için de diliyoruz bu dileği aynı zamanda.

Mumunu üfleyemese de, pastasından yedirdik. Nice yıllara Eren.

8 Haziran 2009 Pazartesi

DUYGULU BİR OLAY


Bugün Eren beni çok duygulandırdı. Oyuncaklarıyla oynarken bir ara O' na Annesinin adını söyleyip bekledim. Birkaç kez tekrar ettim. Güya Annesinin adını öğreteceğim. Yüzüme dikkatlice bakıyor, nerdeyse tekrar edecek gibi görünüyordu. Ama O birdenbire hızlıca emekliyerek koridora, oradan da yatak odasına yöneldi. 'Anne memme ' diye diye yatak odasının kapısını itip açtı ve odaya girdi. Etrafa aranarak baktı, karyolaya baktı, sağa- sola baktı, sonra tekrar koridora döndü sokak kapısına yöneldi. Bu arada ağlamaya da başladı. Sokak kapısına gelince tutunup ayağa kalktı ve kapıya küçücük elleriyle vurmaya başladı pat pat. 'Anne memme, anne memme ' .

Şaşırıp kalmıştım, Annesinin adını söyleyince O' nun geldiğini sandı herhalde diye düşünüp kapıyı açtım: ' Bak kimse yok kuzum, anne akşam gelecek .' dedim ama nafile. Ağlamasını durdurmak için uğraştım bir süre.

İyi olacağını düşünerek yaptığımız bazı hareketler işte böyle olmadık sonuçlar doğurabiliyor karşı tarafta. Onun nasıl algılayacağını herzaman kestiremiyor ki insan. Gün boyunca yaptığımız konuşmalar, davranışlar onun tarafından nasıl algılanıyor, beynine nasıl kaydediliyor, O' nda ne gibi etkiler bırakıyor?

Çocuğun büyüme sürecinin ne denli önemli olduğunu hergün daha çok anlıyorum.

3 Haziran 2009 Çarşamba

EREN YİNE KABIZ OLDU


Hemen hemen bir aydır kakasını zor yapıyor Eren. Ikına ıkına bir parça çıkarıyordu önceleri , son günlerde onu da yapamaz oldu. Önceki denediklerimizin hiçbiri fayda etmedi. Kabak, salatalık, çilek, kayısı denemelerimiz sonuç vermeyince doktora gittik. Doktor ' Kakasını yaparken zorlandığı ve acıdığı için korkuyor ve içinde tutuyor. ' dedi. Duphalac yazdı. Sabah akşam verilecek, kabızlığı geçse bile devam edilecek bir müddet, artık acımadığı normal olarak yaptığını kanıksayıncaya kadar.

Tamam dedik, veririz yeter ki normale dönsün bağırsakları. Dünyanın tadı yeyip, içip dışarı atmak değil mi? Öyle de tadıyla yeyip, tadıyla atmak ister her insanoğlu da, herhalde değil mi?


Annesi İbrahim Saraçoğlu' nun sitesinden kabızlık için havuç suyu ve portakal ağacının yaprağının çayının iyi geldiğini okumuş. Havuç suyuna da başlıyoruz bugün. Portakal yaprağı bulunca onu da yaşına göre az az veririz ek olarak.

Bu arada yaşını doldurmaya az kaldı, yaşını doldurunca şeker ve tuz kısıtlaması da kalkıyor artık.Doktoru yaz olduğu için tuz vermemezlik etmeyin dedi. Fazla olmamak şartıyla. Artık bal ve ceviz de yiyebilecek. Büyükler ne yerse O da yiyecekmiş artık.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Geceleri Işıktan Uzak Durun

“Anneler, babalar!!! Çocuklarınızı karanlık ortamda yatırın. Kansere karşı koruyucu etkisi olan melatonin hormonu, beyinde karanlık uyku ortamında salgılanabilir... Unutmayın körlerde kanser olma oranı yoka yakındır.” Alıntı son haftalarda internette yayılan bir mektuptan. İnternette yayılan her mektubu ciddiye almak gerekmiyor, ama bunu yollayan güvendiğiniz bir doktor arkadaşınız olunca iş değişiyor. Konunun uzmanını bulmak ve soruları ona yöneltmek gerekiyor. Melatonin üzerine Alman Hastanesi’nden biyokimya uzmanı Dr. Süreyya Şahinoğlu sorularımızı yanıtladı.
- Bize melatonin ile ilgili genel olarak neler söyleyebilirsiniz?
- Son yıllarda hakkında daha fazla konuşulan ama fazla popülerleşmemiş bir hormon “melatonin”. 1950’lerin ikinci yarısında bulunmuş, beyindeki pineal bezden salgılanarak vücuda yayılıyor. Ayrıca mide-bağırsak sisteminde salgılanıp orada da etkili oluyor. En önemli özelliği vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlaması. Yapılan araştırmalarda bulunan özellikleri konunun uzmanlarını dahi şaşırtmaya devam ediyor. Melatoninin kanser tedavisinden yaşlanmaya karşı ilaçlara bir dizi alanda mucizevi etkileri gözlenmiş. Anti-aging ilaçlarda kısıtlı kullanımına karşın, kanser tedavisinde henüz bir kitlesel tedavi yöntemi haline gelmemiş. Ancak konuyla ilgili çalışmaların çokluğu, bu konuda da çok kısa sürede gelişmeler olacağını işaret ediyor.
- Şaşırtıcı özellikleri biraz açabilir miyiz?
- En önemlisi, 1993 yılında bulunmuş olan antioksidan özelliği. Ayrıca yağda eriyebilme özelliği vücudun tüm hücrelerine kolayca yayılmasını sağlar. Bu da antioksidan niteliğini güçlendiriyor.
Farelerde yapılan deneyler sonucu meme kanseri ve bir tip karaciğer kanserinde melatoninin kanser durdurucu etkisi saptanmış. Yapılan araştırmalara göre gece vardiyası çalışanlarında meme kanseri çok yüksek oranda ve bu kişilerin kanında melatonin düzeyi çok düşük saptanmış.
Ek olarak tansiyonu düşürdüğü, mide-bağırsak sisteminde ve kemikler üzerinde koruyucu etkisi olduğu, osteoporoz’u durdurduğu, bağışıklık sistemi üzerinde uyarıcı etkisi olduğu ve uykuyu sağlayıcı özellikleri bilimsel olarak saptanmış. Uyku bozuklukları, mevsimsel afektif bozukluklar, bipolar afektif bozukluklar ve major depresyonlarda kullanılıyor. Serbest radikallere bağlı sinir hasarının görüldüğü kimi sinir sistemi hastalıklarında (Alzheimer hastalığı, ALS gibi) melatonin seviyesinin düşük olduğu bulunmuş.
- Vücudumuz nasıl melatonin üretiyor?
- Bu hormon akşam saat 21.00’den itibaren, gece boyunca karanlıkta salgılanıyor. Saat 24.00’den sonra ve özellikle 02-04 arası maksimum seviyeye ulaşıyor. Melatonin seviyesi düştüğünde de uyanıyoruz. Salgılanması gözün algıladığı ışık ile ilgili.
Çocuklarda melatonin kanda çok yüksek ve bu ergenliğe doğru ve sonrasında giderek düşüyor.
Melatoninin ergenlik başlangıcında da önemli bir rolü var. Yaşlanma süreçleriyle yakından ilişkili. Nitekim Çin ilaçlarının bir çoğunda, özellikle yaşlanmayı geciktirici ilaçlarda kullanılıyor, doğu tıbbı bunu çoktan kullanmaya başlamış.
- Melatonin bir kaynaktan alınıp takviye yapılabiliyor mu?
- Evet, bunun için kimi ilaçlar var. Ancak en iyisi doğal yollarla almak diye düşünülüyor. Öncelikle sağlıklı bir uyku düzeni ile melatonin salgınızı arttırabilirsiniz. Ve ek olarak kimi gıdaları tüketerek... Melatonin bizim zaten sık tükettiğimiz ceviz, siyah çay, domates gibi gıdalardan alınabiliyor. Bunun yanı sıra, yer fıstığında var; rezenede, anasonda, kuşkonmazda, brüksel lahanasında da çok miktarda melatonin bulunuyor.
- Öncelikle sağlıklı bir uyku düzeni, dediniz. Işık konusunda ne diyeceksiniz? Mutlak karanlıkta mı uyumalı? Yapay karanlık anlamlı olur mu?
- Bu konuda farklı görüşler var. Ama tamamen karanlıkta uyunmasını tavsiye edebiliriz. Uykunun uzun olması da önemli. Ama asıl kritik faktör ışık.
Yapay karanlık konusuna gelince, vücudumuzun gece-gündüz ritmini bozmamak gerekiyor. Zaten melatonin bu düzeni sağlıyor. Melatonin ışığa karşı duyarlı dedik, ışık uyarısı melatonin salgılanımını durduruyor. Örneğin körlerde bu uyarı yok ve melatoninleri düşmüyor. Öte yandan kanserin körlerde daha az görüldüğünü de biliyoruz. Gece çalışan kimi meslek gruplarında kanser oranlarının fazla olması da aynı durumla ilgili.
Şundan bahsetmek istiyorum. Dünya Sağlık Örgütü, 1986 yılında şunu saptamış: Dünyadaki kanserlerin yarısı, dünya nüfusunun beşte birlik bölümünde görülüyor. Burası da endüstrileşmiş, yani çok fazla ışığa maruz kalan bölgeler.
Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi

15 Mayıs 2009 Cuma

BUGÜNÜN MENÜSÜ

Bugün yine iştahsız günlerinden biriydi Eren' in. Sabahleyin peynirini yedi yalnızca. Peynire hayır demiyor. Diğer öğünlerinde ne verdiysem iteledi, ağzını buruşturdu durdu. Kabak pişirdim, bağırsakları yine sıkı bugünlerde yumuşatır biraz diye. Kabağı uzatıyorum almıyor, yoğurdu verince ağzını açıyor. Kaşığa bakıp ona göre ağzını açıyor. Tarhana çorbası yaptım, onu da istemedi. Ya ağzını kapatıp illallah açmıyor, ya da eliyle kaşığa bir çarpıyor kaşla göz arasında, yemekler her yere saçılmış vaziyette. Önüne oyuncaklarından birini koyuyorum bir an onunla ilgilendiğinde kaşığı ağzına dayıyorum, oyuncağa daldığı için ağzını açıyor, hemen acele ikinci kaşığı da yetiştireyim derken oyuncağı fırlatıyor, ağzı yine kapalı. Başka bir oyuncakla yine bir kaşık, o oyuncak da kendini yerde buluyor. Bu böyle devam ediyor, ben artık çevreme bakınıyorum eline ne versem de biraz daha yedirebilsem diye. Dakikalar sonra yemek yedirme mücadelesi bitince yere bakıyorum, savaş alanı gibi : Çeşitli oyuncaklar, peçete paketleri, plastik mutfak eşyaları büyüklü, küçüklü yerde uzanmış, pes etmiş yatıyorlar.

Bugün böyle. Menüsünde sadece peynir ve yoğurt istiyor. Yine diş oluşum süreçlerinden birini yaşıyoruz sanırım. İşte görüldüğü üzere daha yaşını doldurmamış bir küçük insana istemediği bir şeyi yedirme çabası sonuç vermiyor; 'istenmeyen aş, ya karın ağrıtır, ya baş ' diyerek pes ediyorum. Aslında yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum. Karnı açsa ve bir sıkıntısı yoksa yiyor diğer zamanlar. Bu şekilde yediğinin farkına da varmıyor, tadını da almıyor zaten. Karnı doymazsa uyumaz, ya da kısa bir süre sonra uyanır diye uğraşıyorum ben de.

Artık uyuma problemi yok diyemiyorum, ama önceki aylara göre oldukça rahatız. Şimdi emekliyor, her yere tutunup kalkıyor, sıralıyor ya, yoruluyor sanırım. Annesinin memesi içinde ağlamıyor artık; ayırdediyor annesinin evde olduğunu-olmadığını. Çevresine bir bakıyor ki kimse yok, ' sadece anneanneyle kalmışım yine, boşuna ağlamıyayım 'diyor herhalde.

İki gün sonra onikinci ayına girecek Eren.

Bakalım onikinci ayında ne gibi gelişmeler olacak.

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Sevgisizlik Çocuklarda Öğrenmeyi Engelliyor

Televizyon başında uzun süre zaman geçiren, anne-baba sevgi ve ilgisinden yoksun, bakıcı ile büyüyen çocuklarda öğrenme ve davranış bozuklukları ortaya çıkıyor.Hacettepe Üninersitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Hastalıkları uzmanı ve Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof.Dr.Murat Tuncer, son zamanlarda Türkiye' de, çocukların davranış ve öğrenme bozukluklarının yaygınlaştığını söyledi.


Uluslararası Pediatri Kongresi'nde sorularımızı yanıtlayan Tuncer,' Çocuklarını bakıcılara teslim eden ailelerde ' bakıcı kadın sendromu' dediğimiz bir sendrom ortaya çıkıyor. Bu sendrom bakıcılarından yeterli ilgiyi göremeyen çocuğun sürekli televizyon, reklam ve klip izlemesine, çeşitli takıntılarının ortaya çıkmasına yol açıyor. Bu da çocukların konuşmalarının gecikmesine, 18-24 aylık olan bir çocuğun sadece 5-10 kelime konuşmasına neden oluyor, davranış ve öğrenme bozukluklarını da beraberinde getiriyor' dedi. Tuncer, ' Çalışan anneler, çocuklarını bakıcıya teslim edeceklerse ara sıra eve gelerek çocuklarının nasıl eğitildiğini kontrol etmeli, dokunarak temas ile onlara sevgilerini aşılamalılar. Çocuğun bakıcısını sevip sevmediğine de dikkat etmeliler.' dedi.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi