26 Temmuz 2010 Pazartesi

HAZIR GIDAYA DİKKAT

ÇOCUKLARI UZAK TUTUN

Özellikle çalışan annelerin kurtarıcısı olan hazır gıdalar, çocuklarda allerjiden kaşıntıya, karın ağrısından ishale pek çok hastalığa neden olabiliyor.
Anneleri uyaran çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları, bebeklikte anne sütüne eşdeğer sunulan hazır sütlerle çocukluk çağında da bisküvi, çikolata, şekerleme ve papates cipsi gibi gıdalardan uzak durulmasını istiyor.

Kontrol şart

Hisar Intercontinantel Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Fazlı Yılmazer, katkı maddeli gıdaların çocuklarda kontrolsüz ve bilinçsiz kullanılmasının en sık görülen yan etkisinin allerji olduğunu vurguluyor.
Hassas kişilerde besin katkı maddelerinin kaşıntı, kurdeşen, alerjik nezle, deri döküntüleri, baş ağrısı, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishale yol açtığını belirten Yılmazer anneleri şöyle uyarıyor:

"En ideal doğal beslenme olan anne sütünü asgari altı ay tek başına olmak şartıyla 2 yaşına kadar vermeye gayret göstermeliyiz."

Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi
25.Temmuz.Pazar

14 Temmuz 2010 Çarşamba

YASMİN LEVY VE EREN

Birgün Yasmin Levy'nin CDsini dinliyorduk. Biraz sonra farkettik ki Eren koşturmuyor, bir yerlere tırmanmaya çalışmıyor, dolapların kapağını açıp bize bakarak çarpmıyor; ya da istediği birşeyleri O'na vermemiz için mızır mızır dolaşmıyor. Ne yapıyor bu çocuk diye dikkat edince ancak o zaman anladık ki: Eren Yasmin Levy'i dinliyor. Hiçbir şeyle ilgilenmeden, oturarak, uzanarak, sessizce dinliyor. Tamamiyle kendini vererek sanki o yabancı dili biliyor, ne söylediğini anlıyor gibi dinliyor. Şaşırdık epeyce. O'na müziği hep dinlettik. Önceleri daha çok Mozart dinletiyorduk. Büyüdükçe her türlü kaliteli yerli ve yabancı sanatçıları dinletmeye başladık. Aralarında sevdiği parçalar olduğunu belli ediyor, takip ediyor onlar çalmaya başladığında tempo tutuyor elleriyle orkestra yönetir gibi hareketler yapıyordu. Sonra kendi oyunlarına dönüyordu.Fakat bu başka birşey. CD'yi sonuna kadar ilgiyle dinliyor. Çocuk şarkıları CD'si çalarken de en çok Ali Baba'nın Çiftliği , Küçük Kurbağa, Mini Mini Bir Kuş gibi şarkıları ilgiyle dinlerken, diğerlerini öylesine dinliyor havası veriyor. Çünkü küçüklüğünde bu şarkıları annesi O'na hep söylüyordu.
Bir zaman sonra ortaya şöyle bir durum çıktı: Eren'in isteklerine karşılık veremediğimiz, bunaldığımız, yorulduğumuz anlarda "Yasmin Levy zamanı geldi" deyip düğmeye basıyoruz. İşte o zaman Eren bir anda taşkınlıklarını bırakıp dinleme moduna geçiyor.

Biz de her seferinde şaşırıp duruyoruz.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

SUYLA OYNAMA

Artık balkonda daha çok zaman geçirmeye başladık. Önceleri bütün toplarını balkona taşıyor, onlarla epeyce bir oynuyordu.Artık o da pek ilgisini çekmez oldu,Topları bir bir balkondan aşağı atmaya başladı. Topları atıyor, sonrada balkondan uzanıp almak istiyordu. Balkondan değilde kapıdan gidip bahçeden topları almaya başlayınca, bu kez bahçeye inmek için sürekli atıp, sonra kapıya koşup bahçeye gitme yolunu öğrendi. Hava sıcak, güneş etkili bunu da Eren'e anlatamayınca ilgisini çekerek oynayacağı yeni bir şey düşünduk. Suyla oynama. Zaten suyla oynamaya bayılıyor. Ancak her tarafı ıslanacak, balkonda rüzgar eksik olmaz genelde, dolayısıyla herhangi bir üşütme durumu olmasın diye aktivite önlüğü alındı ve de çizmeler. Kovayı suyla doldurup balkona koydum. Uzunca bir süre keyifle oynadı. Pek mutlu oldu.

24 Haziran 2010 Perşembe

" HAYIR DÖNEMİ "

Bu aralar Eren'e sürekli "Dur, yapma, elleme" gibi sözcükleri çok kullanmaya başladık. Artık elinin ermediği bir yer kalmadı gibi. Uzanamadığı yerlere de ayağının altına yakınında bulduğu tencere, kutu, karpuz, top ne bulursa koyup basarak uzanmaya çalıştığından, haliyle feryatlarımız bitmiyor. Üstelik ne desek tersini yapmaya çalışıyor. O kadar istediği sokağa çıkarken bile, "Hadi Eren giyinelim de gidelim" dediğimizde; hiç ilgilenmediği oyuncaklarıyla veya ilgisiz birşeylerle oynamaya başlıyor. Biz de sürekli "Hadi Eren, hadi Eren" deyip duruyoruz. İşte tam da bu sırada Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin'in kitaplarıyla tanıştık. İlaç gibi geldi içinde bulunduğumuz duruma. Şöyle bir öneri var kitapların birinde: Bu yaşlarda çocuk herşeye hayır der, yemek yemez, bezini değiştirtmez, otur dersin oturmaz, kalk dersin kalkmaz gibi. Bu durumlarda " yap" yerine "yapma" denildiğinde çocuk tersini yapacağından sizin aslında istediğinizi yapacaktır. İki tarafın da istediği olacak, inatlaşma, ısrar etme ortadan kalkacaktır.
Hemen bunu denemeye başladık. Bir yere gideceğiz, oyalanıyor, gelmiyor. Üstünü giydiremiyoruz. "Pantolonunu giyme" diye başlıyoruz. Sakince. İşe yarıyor. Pantalonunu alıp geliyor. Gün boyunca her şeye tam olarak uygulayamasak da, (zaten uygulanması sanırım sağlıklı olmaz) genelde işe yaradı. Biraz rahatladık. Sıkıştık mı tersini söylüyoruz, yatmak istemiyor mu, "Yatma , tamam yatma " diyoruz. Önce şaşırıyor, bunlar ne demek istiyorlar der gibi bize bakıyor, biraz sonra elimizden tutarak yatmaya gitmek istiyor.
İşte 3. yaşımıza böyle başladık...

18 Haziran 2010 Cuma

İKİNCİ YAŞIMIZ DOLDU


17 Haziran' da Eren ikinci yaşını bitirdi. Geçen bir yıl içinde, ele avuca sığmayan, çoğunlukla ne yapacağımızı ve nasıl davranacağımızı bilemediğimiz anlar yaşatan bir afacan oldu. Bir ara, basından seçmelerde, yarım saat içinde annelerin çocuklara sayısız kere "yapma, dur, elleme, etme" dediklerini aktarmıştım. Şu dönemlerde sürekli o durumdayız. Hiçbir şey doğal olarak uzun süre dikkatini çekmiyor. Sürekli yeni şeyler bulup, yeni oyunlar, yeni faaliyetler yaratmak zorundayız. Artık tam bir oyun çocuğu. Onu görmeye gelen kuzenini de çileden çıkarttı. Sakıncalı ne varsa, elleri orada. Allahtan akşam üzerileri biraz sokağa çıkıyoruz, orada koşturup duruyor da, biraz enerjisini boşaltıyor. Artık onu sevmek için yanına gelen çocuklara bile vurmaya başladı. Bazen önümüzdeki yıllarda nasıl baş edeceğimi düşünüyorum. Herhalde üç yaşında kreşe gitmeye başlar da, yaşıtlarıyla bol bol oynar.

Tüm bu afacanlıklarına karşın, çok da şirin, sevimli, mıncırılası bir çocuk. Hareketsiz ve durgun bir çocuk olsa nasıl olurdu bilmiyorum ama yine de bu halini isterdik sanırım.

Sevgi, sağlık ve güzellik dolu, istediğince bir yaşamın olsun Eren.
Doğum günün kutlu olsun.

15 Haziran 2010 Salı

ÇOCUK VE ÖĞRENME

Bugün Eren’le tahta bloklarla oynuyorduk. Bu bloklar alındığından beri ona çeşitli şekiller yapması için örnekler gösteriyorduk. Tabii her gösterdiğimizi hemen yapacak diye bir şey yok. En çok üst üste koyarak kuleler yapmasını seviyor. Daha çok da o şekilde oynuyordu. Her seferinde kuleler yapıyor, daha çok tahtayı üst üste koymaya çalışıyor en tepesine de bir çatı konduruyordu. Gösterdiğimiz diğer şekilleri hemen eliyle itip bozuyor, istemiyordu. Bu böyle bir süre devam etti. Herhalde başka hiçbir şekil yapmayacak bu çocuk hep böyle oynayacak bu tahtalarla diye düşünüyorduk. Ama geçen gün bizi şaşırttı. Uzun zaman önce gösterdiğimiz şekilleri yapmaya başladı. Epeydir bu şekilleri birlikte yapmamıştık; istemiyor, hele bir müddet böyle gitsin biraz daha büyüsün diyorduk. Bir anda o şekilleri yapmaya çalışınca ben de yine birçok çağrışımlar bir biri ardına kafamda dolaşmaya başladı. Beyin her şeyi kaydediyor, zamanı geldiğinde ortaya çıkarıyordu. Bu yalnız böyle şekillerde olsa iyi. Doğduğumuzdan itibaren yaşamımıza giren, bire bir yaşadığımız ya da tanık olduğumuz olaylar, davranışlar. Çevremizdeki insanların onca farklı, iyi kötü davranışları. Bunları her varlık nasıl algılayıp, nasıl kaydediyor beynine. Büyüdüğümüzde bizde hangi davranışların oluşmasına neden oluyorlar veya olmuyorlar. Üstünde hiç durmadığımız, hatta önemsiz gördüğümüz sıradan olaylar, davranışlar çocukların üstünde nasıl bir etki bırakıyor? Bunun sonucunu yıllar sonra görüyor ve şaşırıyoruz.
Nerden nereye geldim. Yani hiçbir davranış çocuk tarafından boşverilmiyor. Kaydediliyor. İşte durum ortada.

7 Haziran 2010 Pazartesi

İKİ YAŞ DURUMLARI

Birkaç gündür Eren' e birşeyler oldu. Düzenimiz iyice şaştı. Öğle saatlerinde hergün , güzelce yemeğini yiyip uyuyan çocuk gitti. Sabah aynı saatlerde kalkmasına karşın öğleyin uyku saati gelince şaşırıyor. Yatmamak için elinden geleni yapıyor. Uykusu var, sürünüyor ama yine de yatağına götürünce birden canlanıyor, güzel bir uykudan dinlenerek yeni kalkmış gibi oyuna başlıyor. Kendini yatakta ordan oraya atarak oyun yapmak istiyor. Evde enerjisini boşaltamıyor belli. Biraz bu sürüyor baktım olmayacak zorlamanın anlamı yok, uyutmaktan vazgeçip yeniden oynamaya gidiyoruz. Saatler geçiyor bazen yere yatıp sızacak oluyor, sonra yine kalkıp dolanmaya başlıyor. En az normal uyuduğu saatten iki saat geçince ya koltuğun kenarında, ya dizimde sızıp kalıyor. Hatta geçen gün akşamın beş buçuğuna kadar uyumadı. Yemek yemesinde de sorunlar var.Herşeye burun kıvırır oldu.Makarna, pilavla yaşıyor sadece bu günlerde. İki yaşını doldurmaya günler kaldı, acaba uykuları azalıyor mu diye düşünüyorum ama, daha çok erken bunun için. Yoksa iki yaş sendromu denilen şeyler mi başladı. Bir de geçen hafta annesi 4 gün iş gezisindeydi. Bu olay ondan sonra ortaya çıktı. Neden bu mu bilemiyorum. Ama şimdilik düzenimiz bozuldu.
Neler oluyor Eren, bir söylesen?
Yoksa iki yaş durumları mı bunlar? Hı?

1 Haziran 2010 Salı

KEÇİBOYNUZLU ISLAK KEK


Keçiboynuzu tozuyla yapılmış bir keki yıllar önce Ankara' da bir kafede yemiştik. Daha sonra Ayrancı semtinde köylerden getirilen doğal ürünleri satan bir dükkan açıldı. O dükkanda da çekilip un haline getirilmiş keçiboynuzu satılıyordu. Biz de oradan alıp kakao yerine bu tozu kullanarak kek yapmış ve tadını çok sevmiştik. Kaç yıl oldu anımsamıyoruz, biz bu keki yapmamışız ve bu tadı unutmuşuz. Geçen gün bir kitabı karıştırken keçiboynuzunun faydalarına rasladık, dolayısiyle de aklımıza düştü. Evdeki keçiboynuzlarından birkaç tanesini önce havanda küçük parçalara böldük, sonra kahve değirmeninde un haline getirdik. Kakao yerine kullanarak ıslak kek yaptık.

Keçiboynuzu tozu kakao kullandığımız her yerde kakaonun yerini alabilirmiş. Keçiboynuzunda protein, B vitamini, kalsiyum, potasyum, mağnezyum, demir, manganez, krom, bakır varmiş.Faydalı olduğunu biliyordum ama, bu kadarını bilmiyordum.

Tadında bir çekicilik var.Sürekli yemek istiyor insan. Çocuklar içinde oldukça faydalı bir besin sayılabilir içindeki vitaminlere bakılırsa.

Malzemeler:

3 veya 4 yumurta

1 su bardağı şeker (Biz az tatlı sevdiğimiz için yarım bardaktan biraz fazla koyduk)

4-5 yemek kaşığı keçiboynuzu tozu (isteğe göre azaltılıp-çoğaltılabilir)

1 su bardağı sıvı yağ

1 su bardağı süt

2 su bardağı un ( Tam buğday unu koyunca daha lezzetli oluyor)

1 paket vanilya istenirse

1 paket kabartma tozu


Yapılışı:

Şeker,süt,yağ,keçiboynuzu tozu, vanilya karıştırılır.Bir su bardağı kadar ayrılır.Yumurtalar çırpılarak ilave edilir.Un ve kabartma tozu katılır. Kek kalıbına koyarak fırında pişirilir.Pişince ayrılan sıvı, kek sıcakken üzerine dökülür.Kek sıvıyı çekipte soğuyunca istenilen şekillerde kesilir.

25 Mayıs 2010 Salı

EVDE YOKTUK

Klasik deyimle günler su gibi akıp geçti bu günlerde. Yine bir Ankara gezimiz oldu. Eren koltuğuna alışıp rahat oturunca, biz de stressiz bir yolculuk yapmış olduk. Hatta dönüş yolculuğunda rekor kırdı tam 4,5 saat hiç kalkmadan koltuğunda oturdu. Bu süre içinde iki kez kısa da olsa uyudu. Molasız eve geldik.

Ankara' da bir gün Beypazarı, bir gün Kızılcahamam derken bir haftanın nasıl geçtiğini anlamadık.Beypazarı zaten ünlü bir ilçe, evleri, doğası, havucu, ilçeye özgü yemekleriyle oldukça ilgi çekiyor.İnözü vadisinde doğanın içinde çok güzel yemek yenecek yerler var. Tesadüf o gün Beypazarı'nın pazarıymış. Biraz dolaştık. Pazarda satılan tezgahlardaki tüm ürünler sanki fabrikasyon üretim gibi aynıydı. Hiç bir köylünün önünde doğal bir ürün göremedim. Tüm pazarı dolaşamadık gerçi ama gördüğümüz kadarıyla böyleydi.


Kızılcahamam ise kaplıcalarıyla ünlü. Biz günübirlik gittiğimizden, üstelik hışım gibi bir sağanak yağmura yakalandığımızdan sadece Soğuksu milli parkını gezip döndük.

Bu gezilerde Eren'e doğayı sevdirmeye çalıştık. Ağaçları, çiçekleri gösterip anlattık. Kuşları gösterdik. Kuşlarla ilgilendi ama ağaç ve çiçeklere pek ilgi göstermedi. Hayvanlara ilgisi daha fazla. Teyzesinin kedisi Jüpiter'le pek yakınlaşıp koklaştılar bu kez. Önceki görüşmelerinde Eren kovalıyor, Jüpiter kaçıyordu. Onlar da alıştı birbirlerine.

Eve dönünce sakin, sıradan günlerimiz yeniden başladı Eren'le.

Sabah kahvaltı. Sonra çeşitli oyunlar, kitap okumalar, öğle yemeği,uyku saati derken akşam oluyor. Akşam üzeri sokağa çıkarıyoruz biraz, ama eve geri getirmemiz olay oluyor ve gün böylece doluyor.

Bugün birazcık yağmur yağdı Eğirdir' e. Bir ara pencereden dışarı bakarken gökyüzünde harika bir gökkuşağının çıktığını gördüm. Hemen fotoğraf makinemi kaptım, birkaç poz çektim. Göl ve gökyüzünde gökkuşağı harika bir görüntüydü gerçekten. Benimle birlikte balkona fırlayan Eren'e birkaç poz çekeceğim diye gökkuşağını gösterip anlatmayı unuttuğumu çok sonra farkettim.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

KOLTUĞA ALIŞIYORUZ GALİBA

Havalar birdenbire ısındı. Epeydir Eren'in traş olması gerekiyor, ama olamıyor. Çünkü traş olmak için kımıldamadan oturmak gerekiyor; o da Eren için mümkün olmuyor. Kimbilir berber nasıl traş ettiğini bilmiyordur, O'nun feryatlarını ve çırpınışlarını tahmin ediyoruz. Önlük bile taktırmamış, tüm giysileri kıl dolu. Yine de yaz traşı yapılmış oldu.

Bu pazar günü bir Antalya kaçamağı yaptık. Bakalım Eren arabadaki koltuğunda ne kadar oturacak, bir değişim var mı , deneyelim dedik; Antalya'da deniz mevsimi açılmıştır, belki denize gireriz, olmazsa kumsalda otururuz, Eren de oynar diye düşündük. Arabaya binmeden karar alındı: Ne yaparsa yapsın, istediği kadar çığlık atsın O' nu oyalamaya çalışmayacağız. Herkes normal davranışını sürdürecek. Zaten daha önceki O'nu oyalama deneyimlerimiz hiçbir işe yaramamıştı. Ancak biz hayli yorulmuştuk. Yine de tüm kıyameti koparmasına rağmen; bazen yetti artık indirelim koltuktan diye düşünceler kafamızda uçuşmasına rağmen, koltuğundan yol bitene kadar almamıştık. Bu yolculukta o direncimizin karşılığını aldık sayılır. Daha arabaya binerken itirazları başlayan Eren bu kez hiç sesini çıkarmadı, güzel güzel oturdu, görebildiği kadar çevresindeki arabalara baktı, hatta kendince şarkılar bile söyledi. Hiç sesimizi çıkarmadık, aman ne güzel oturuyor falan diyeceğiz, diyemiyoruz. Her an durumun değişme riski var çünkü. İçimizden sevinerek, dışımızdan susarak Antalya' ya sorunsuz bir şekilde vardık. Dönüşte de aynı şekilde hiç sorun yaşamadık. Arabadan indirirken güzel güzel oturduğu için mutlu olduğumuzu O'na belli ettik.


Antalya çok sıcaktı, kumsaldan on beş- yirmi metre berisi yanarken kumsala inildiğinde hatırı sayılır bir rüzgar vardı. Deniz suyu da soğuktu bizim için. Denize girenler daha çok yabancılardı.

Eren' i zor tuttuk, illa denize gireceğim diyor. Biraz kumsalda oynadı ama gözü denizde kaldı.