26 Eylül 2009 Cumartesi
ÇOCUKLA YOLCULUK VE SÜT
Paket sütleri ve hazır mamayı zaman zaman zorunlu olarak kullandık. Sürekli kullanmamaya dikkat ettik.Yaptığımız kısa ve uzun yolculuklarda çok işimize yaradı. Çocuğun kalsiyum ihtiyacını peynir, kefir, yoğurtla gidermeye çalıştık. Çünkü hazır sütler hakkında kafamız karışıktı. İşte paket sütlerle ilgili bir bilgi:
"
Markettesiniz.Süt içip kemikleri geliştirmek gibi bir inancın peşinde,dolaşıyorsunuz raflarda.O, beyaz sıvının içinde protein, vitamin, bir sürü bakteri, mineral filan olduğunu düşünüyorsunuz.Nasıl söylemeli, bilmem ki?Aramızda kalsın ama, onun içinde artık bir şey yok!İyisi mi bunu size, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Ahmet Aydın söylesin "Süt sağlıklı bir içecekken, raf ömrünü uzatmak için pastörizasyon, yüksek ısı uygulaması (UHT) ve homojenizasyonla çok zararlı bir ürün haline getiriliyor. Bu işlemlerle sütün içindeki tüm bakterileri öldürülüyor. Pastörizasyon, sütün vitamin ve mineralle zenginleşmesini engelliyor, sindirim enzimlerini tahrip ediyor, tahripolan ve sindirilmeyen protein parçacıkları, bağırsaktan kanımıza geçiyor, vücut da bunları düşman olarak algılıyor ve bağışıklık sistemini tahrip ediyor. İnsan vücudu tahrip oluyor ve alerjik hastalıklara, bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara neden oluyor. Çocuklarda görülen kronik orta kulak iltihabının altında da süt kullanımı vardır...".Hadi bunları geçtik bir kalem. Siz o sütü veren ineğin başına gelenlerden haberdar mısınız?İnek inek olmaktan çıkalı çok oldu.Önüne konan her şeyi yiyen. Bol hormon ve antibiyotikle ayakta durabilen, deri kaplı et parçaları onlar.Günde 100 kilo süt(!) veren inek yaptılar.Ne demek biliyor musunuz bu?Market arabasını sürmeye devam.Üzümleri gördünüz mü?Sanki bağdan yeni gelmişler. Dip diri, ip iriler.Nereden geliyor bunlar?Şili'den.Şili mi?Evet!Kaç gündür buradalar?3-5 gün oldu.Düşünün, Şili'nin bir köyünde topluyorlar bunları.Uzun yolculuklar sonunda bize geliyor. Bir süre bizim manavda bekliyor.. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de 3-5 gün daha, bana mısın demiyor.İyi ama, nasıl?Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela:· Dane büyüklüğünü artırır,· Dane ağrılığını artırır,· Dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir,· Tam olgunlaşmada bile daneye parlak sarı yeşil rengini verir,· Güçlü üzüm çöpüne rağmen dane sıkıca sapa bağlı kalır. Bu yüzden yükleme taşıma esnasında danelenme nedeniyle olabilecek kayıplar azalır,· Dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar,· Kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir,· Yüksek kalite ve standart sağlar,· Raf ömrü uzarDaha durun!Petunya ve karnabahar geni konmuş mısırlardan yapılma cipsleri de yiyeceksiniz.Geceleri de bahçenizi denizanası geniyle donatılmış buğdaylarla aydınlatacaksı nız.Diyebilirsiniz ki, "hep olumsuz tarafından bakma, bu gelişmeler olmasa açlığın önüne geçilemez". İyi ama açlığın nedeni gıda üretimindeki yetersizlik değil ki!Tam tersine, bu gün dünyada gıda üretiminde fazlalık var. Öyle ki, tüm üretilen besinleri toplayıp, dünyadaki insan sayısına bölseniz, kişi başına günlük 2 kilo gıda düşüyor.Bu hepimizi besler de, yus yuvarlak bile yapar.Sorun gıda üretiminin yetersizliği değil, aç olanların gıda alacak paralarının olmaması.Ama, daha da vahimi, biz de o süt, domates, üzüm gibi oluyoruz "
Hadi bakalım şimdi ne yapacağız bunları okuyunca?
Açık satılan sütlerle ilgili de birçok sorun var.
İlk elden bulduğumuz süt için kendimizi şanslı mı saymalıyız. Böyle bir olanak olmasaydı ne yapacaktık.
Bilemiyorum
17 Eylül 2009 Perşembe
BİBERONU DA BIRAKTIK
9 Eylül 2009 Çarşamba
TUVALET EĞİTİMİ
Bebekler, "Tuvalet İleşimi" Adlı Yöntemle Bezden Kurtuluyor
"Çişşşşşşşşşşşşş,hadi Bebişim Çişşşşş…"
Amerikalı iki anne tarafından başlatılan ve dünyada hızla yayılan Bezsiz Bebek hareketi, en kısa sürede bebeği bezden kurtarmayı hedefliyor. Bezsiz Bebek uygulayıcıları, kurdukları DiaperBabyFree organizasyonuyla 2004 yılından beri deneyimlerini 75 ülkeye yayılmış takipçileriyle paylaşıyor. Tuvalet İletişimi (Tİ) yöntemi Türkiye'de de genç anneler tarafından uygulanıyor. Christine Gross-Loh tarafından yazılan ve Nesil Yayınları tarafından basılan "Tuvalet Eğitimine Doğal Alternatif Bezsiz Bebek" adlı kitap yöntemin tüm ayrıntılarını anlatıyor. Kitapta okuduklarınız son derece tanıdık gelirse şaşırmayın…
Yeni Aktüel'in son sayısında çıkan ve Necla Bayraktar tarafından kaleme alınan yazının devamını şu adresten okuyabilirsiniz:
http://www.yeniaktuel.com.tr/top103,198@2100.html
8 Eylül 2009 Salı
EREN DENİZLE TANIŞTI


28 Ağustos 2009 Cuma
Sorumsuz, Öfkeli Çocuklar Yetiştirmeyin
Her yerde görebilirsiniz onları. Bağıran, tepinen, yaşıtlarının ya da daha küçüklerin oyuncaklarını ellerinden alan, vuran, küfreden çocuklar ve onları hiçbirşey yapmadan, müdahele etmeden , hatta gülümseyerek izleyen anneler...Bir kere bu çocukların çok "hassas"bir özgüvenleri var nedense! Anneleri, "aman çocuğumun özgüveni zedelenmesin"diye çocuk ne yaparsa yapsın sesini çıkarmıyor. Sınır konulmayan, ne kadar olumsuz davranırsa davransın ceza verilmeyen, hatasının bedelini yaşamayan, sorumluluk almayan, saygısızlığı, bencilliği desteklenen çocuklarla ilgili gözlemlerimi, yetişkin ve çocuk psikiyatristi Prof.Dr.Bengi Semerci' ye aktardığımda, bu durumu yıllardır yazdığını ve konuşmalarında ele aldığını, bunu düzeltmenin yolunun da kurallı, düzgün, yaşına uygun bilgilendirilen ve kontrol edilen çocuk yetiştirmekten geçtiğini söyledi.Prof. Semerci, yeni nesil anne-baba tutumlarını şöyle anlattı:
"Ah, ben ona hiç hayır diyemiyorum.O kadar çok seviyorum ki üzülmesine dayanamıyorum" bir çok anne baba bu cümleyi sıkça tekrarlıyor. Ona hayır dememenin sevgisini göstermek olmadığını bilmeden , hatta bazen zarar verici olduğunu düşünmeden. Nelere hayır diyemediklerine baktığımızda çocuğun neredeyse tüm yaşamını görebilirsiniz. Uyku saatinden, yemek yeme düzenine, ders çalışmasına, televizyon seyretmekten, kendine zarar verecek şeyleri denemesine değin gider. Sonuç olarak, anne babalar artık hiçbir zaman hayır diyemiyorlar. Onlara ya, çocuklarının gözlerinin önünde zararlı alışkanlıklara kapılmasını, okuldan kopmasını, gitmelerini istemedikleri yerlere gitmelerini çaresizlik içinde seyretmek kalıyor, ya da günün birinde kendilerini, çok sıkıştıkları bir anda hayır dediklerini gören, o zamana kadar hayırın anlamını öğrenmediği için şaşkın ve isyankar çocuklarına nedenleri anlatmaya çalışırken buluyorlar."
NASIL HAYIR DENİR?
Prof. Semerci " Çocuklarımız doğdukları andan itibaren bize güvenmek isterler" diyor.Yani, eğer biz, onlar adına verdiğimiz kararlarda, isteklerde tereddütlüysek, telaşlıysak, kaygılıysak onlar da öyle olacaktır. Onlara her zaman net ve kararlı konuşmalıyız. Örneğin, " yatman gerekli", " bu programı seyretmemelisin" gibi isteklerimizi " iyi olur, ama ben aksine ikna olabilirim" ifadesi ve ses tonuyla değil, "gerekli ve yapmalısın" şeklinde söylediğimizde çocuk rahatlayacak ve yapacaktır. Aksi durumda aramızda gereksiz çatışmalar çıkacak, her iki taraf da üzülecektir. Prof. Bengi Semerci, herşeye evet demek kadar, herşeye hayır demenin de yanlışlığına değiniyor. Gerçekten yapılmaması gerekenlere hayır demek çocuğa güven verir. Çocuklar her zaman sınırı zorlar. Ona sınır koymak, bu sınır gerçekçiyse ve doğruysa çocuğu da rahatlatacaktır. Hayır dememiz gereken konularda, başkalarından yardım almak, yani, " deden kızar", "öğretmen kızar", "doktora söylerim" demek sizi "iyi" anne-baba olarak göstermez.
Aksine yetersiz ve ne yapacağını bilmeyen erişkin olursunuz.Çocuk bu durumda yapmaması gerektiğini anlamayacak, sizin yanınızda ama kızabilecek kişilerin uzağında bu davranışların doğru olduğunu düşünecektir. Oysa çocuğunuz için doğru ve yanlışı öğreten otorite anne ve baba olarak siz olmalısınız.
Çocuklarımıza doğruyu yanlışı, oluru olmazı öğretmek zorundayız, hem de anne baba olarak birlikte tek ses olarak. Onların sınırlara, nerede duracaklarını öğrenmeye, durmadıklarında karşılaşacakları bedelin ne olacağını bilmeye hakları var. Bunları öğrenecekleri yer de aileleri olmalı. Aileleri olmazsa başka birileri öğretebilir ki bu hem zarar hem de acı verici olabilir.
ÇOCUK YETİŞTİRMENİN REÇETESİ
Çocuklarımıza örnek olmalıyız.
Davranışlarımızda kararlı ve tutarlı olmalıyız.Onlara yaşlarına uygun davranmalı, becerilerinden fazlasını ya da azını istememeliyiz.
Onları korumalı ve sevmeli, ancak aşırı koruyucu, kendi yaşantımızdan vazgeçip onlar adına herşeyi yapan sonra da kendi kendilerine yetmiyorlar diye kızan anne babalar olmamalıyız.
FİGEN ATALAY ( Cumhuriyet Gazetesi )
22 Ağustos 2009 Cumartesi
' YORGUNUM HANCI '
Akşam hergünkü uyuma saati geldiğinde bile hala top koşturma peşindeydi, şaşırttı bizi. Bazen böyle değişiklikler yaparak O da yaşamını rutinden çıkarıyordu herhalde. Ne bu kalk oyun oyna, yemek ye yat, sonra kalk yine oyuncaklarla oyna yine yat. Yatmayacağım on dakika kestirdim bana yetti der gibiydi.
Gece uykusuna yatarken de hergünkünden daha zor uyudu. Uyuma sorunlarımız oldukça azalmıştı. Karnını doyurup yatağına yatırıyoruz, müzik çalıyoruz hafifçe, veya bildiğimiz çocuk şarkılarını ninni formunda söyleyerek uyuyana kadar yatağına yakın yerde oturup, yatıp bekliyoruz. Bazen masal okuyoruz. Yatağında bir aşağı, bir yukarı dönüp yumuşak oyuncaklarıyla oyalanıp sonunda uykuya dalıyordu kendi kendine. Ama bu gün o günlerden biri değildi.
Yemekten sonra yatağıma zor attım kendimi.
17 Ağustos 2009 Pazartesi
MEMEYE VEDA
4 Ağustos 2009 Salı
ATEŞ VE DİŞ ÇIKARMA
26 Temmuz 2009 Pazar
ARTIK ANNE SÜTÜ YOK MU?
Memeden kesme için en doğru zaman bir çocuk için ne zamandır? Kaç aylıkken, ya da kaç yaşında? Bunun kesin bir zamanı söylenebilir mi bilmiyorum. Eren ondördüncü ayını yaşıyor. Bir sıkıntısı yok ise diş çıkarma gibi falan, hemen hemen her şeyi yiyor. Bir çok yiyeceği O' nun yiyebileceği gibi ezip yumuşatarak veriyoruz. Hani vitaminsiz kalacak diye bir durum söz konusu değil. Yine de iki yaşına kadar emzirmek istiyordu Annesi. O' nun bu kararı almasında en çok gece uykuları etkili oldu. Gece ne Annesinin, ne de Eren' in doğru dürüst uyku uyuduğu yok. Sık sık uyanıp memede emerken uyuyor, Annesi hep uykuya hasret işine koşturuyor.
İşte tüm bunlar bir araya toplanınca memeye veda günü geldi.
Yeni doğduğu günlerde memeye tutturmak için çabalamıştık, şimdi de ' az acılı ' bir şekilde bıraktırma çabaları başladı.
Bugün pazar, Annesi emzirip uyuturdu. Uyku saatinde ortalarda gözükmedi, biberona kefir koyarak uyuttuk. Önemli olan geceyi atlatmak.
Bu gece bizi ve komşuları Eren' in feryatları bekliyor olabilir...
ERTESİ GÜN
Geceyi beklediğimizden rahat geçirdik diyebiliriz. Rahat geçirmek demek herkesin rahat uyuduğu anlamına gelmiyor, Eren' in feryatlarının beklediğimizden az olması demek oluyor. Annesi dün akşam deliksiz bir uyku uyuyacağım diye sevinirken, bir yandan da Eren' i kucağına aldığında O' nun memeye doğru uzanıp emmek istemesi gözyaşlarını akıtıyordu. Hüzünlü bir ayrılışı yaşıyorlardı sanki. Annesi gece nöbetini bize devredip uyudu gerçekten de aylardan sonra kesintisiz bir uyku. Ama alıştığı gibi sık sık uyanan Eren' e biberonu emdirmek de bize düştü. Herhalde gün içinde de uyurken biberonla kefir, meyve suyu falan içtiği için olacak fazla yaygara koparmadı.
Böylece sabahı ettik.
Bu iş kolay olacak galiba diye sevindik de.
Sabahleyin kahvaltı sırasında baktık ki Eren' in ateşi var.
Gün içinde ateş devam etti .Ateş için verdiğim şurubu da kustu. Akşam üzeri ateşi hala düşmemişti, yine ateş şurubu verdim yine kustu tüm yediklerini de. Hiç hali kalmadı, sarardı soldu bir anda. Annesi hiç istemiyordu ama ateş için fitil koymaya mecbur olduk.
Bu durumda memeden kesme olayı da ertelendi, Eren yeniden memeye kavuştu.
Annesi dünden beri süt azalsın diye adaçayı içiyordu, süt azalmış olmasına rağmen yine de birikmişti. Doya doya emdi ve kusmadı. Ama ateşi devam ediyor.
Memeye veda başka bir zamana kaldı.
YÜRÜME ÇALIŞMALARI
Bir hafta falan oluyor, yerden kucağıma alırken kollarından tutup ayaklarıyla o anda önümüzde duran topuna vurdurttum; çok hoşuna gitti kikir kikir gülmeye başladı ve tekrar tekrar bunu yapmak istedi.
Tabii bu bizim de hoşumuza gitti, kollarından tutmamız yetiyor, kendi ayağını ayarlayıp sanki topa şut çekiyor. İşleri ilerlettik, artık önümüze ne çıkarsa vurmaya eğlenmeye başladı. Durmadan ayağa kalkmak, yürüyüp birşeylere vurmak istiyor. Bu hepimizin hoşuna giden durumu kısa sürede bitirmek zorunda kaldık; çünkü yürümeye çalışırken sadece topa ya da başka bir nesneye vururken değil normal adım atmaya çalışırken de ayağını birşeye vuracakmış gibi kaldırıp kaldırıp savurmaya başladı. Artık kolundan tutup yürütmeye çalışmıyoruz, zaten bunu yapmayın diyormuş doktorlar da; alışırlar birinden destek alarak yürümeye. Ama ne var ki iş işten geçti, şimdi de Eren her fırsatta ayakta kalıp birşeylere vurmak istiyor. Tabii bizden destek alarak.
